27 Temmuz 2015

bu hayat senin...

sevgili ruh eşim...

bu senin hayatın. benden bağımsız, aslında herkesten bağımsız sadece senin avucunda şekillenecek bir hayat. 

sevdiğin şeyleri yap, kesintisiz yap. ileride dönüp baktığında içinde ukde kalan tek bir şey olmasın. sırf kıralacak diye hayatından insanları çıkarmamayı seçme. herkes gidiyor ve yalnızlığımızla biz kalıyoruz.

bol bol kitap oku. hayatını bir güney amerika’da düşle, bir magmanın en sıcağında hayal et. aynı anda her yerde olabilecek kadar dolu ol, bir anda evine, yatağına dönebilecek kadar arınmayı da bil.


sevdiğin, istediğin, mutlu olduğun şeyleri yaptığında, yüzüne başka bir sen gelecek ve insanlar bu enerjini farkedecekler. kendini iyi hissettiren şeyler yaptıkça, iyi şeyleri de kendine çekeceksin. güzel ve mutlu şeyler sıraya girmiş seni bekliyor olacaklar.

ince detaylara takılmayı bırak. bunlar odaklanamamayı sağlar. bir çok güzelliği kaçırırsın ve geri dönmesi de kolay olmaz.

hayat çok basit...

yaşa… doyasıya, dolu dolu, güzel anılar biriktirerek, güzel aşklar yaşayarak geçir hayatını. sevdiklerine sıkıca sarıl, çok sevdiğini söyle onlara. yarın olmayı istemediğin bir yerde, onlar seni duymuyorken onları sevdiğini söylediğinde seni duymuyor olacaklar. sadece bu dünya var.. ötesi yok.

sevdiğin insana sevdiğini hissettir, söyle, haykır. onun varsayımlarda bulunarak tahmin etmesini, yanlış fikirler türetmesini bekleme.. 

bir 'sevmek', bir 'teşekkür', bir de 'özür' bize bu dünyada çok şey kazandıracak. bol bol sevdiğini söyle, özür dile, teşekkür et.. inan çok farklı olacak her şey.

hayallerini paylaş, hayallerine ortak et birilerini. o zaman yaşamın keyfine varırsın. farklı insanlar tanı, farklı yerlere git, farklı güzellikler yaşa.

sev, sevil, seviş, sevildiğini iliklerine kadar hisset. ağlamak istediğinde ''tam sırası'' de ve boşalt içini. başka bir acıyı, bambaşka bir yerde çıkarma.. her şey yerinde ve zamanında güzel..  gözyaşının rengi, tadı aynı, acısı farklı. herkes seni anlamaya çalışır ama bir yere kadar empati kurabilir. seni sen yapan acı ve sevinçlerini kendi içinde büyütmek ve azaltmak zorundasın. bunun gücünü elinde tut.

kendini kaybolmuş hissettiğinde, derin bir nefes al ve aklına gelen ilk en güzel anını hatırla. seni daha iyi hissettirecektir. 

bazı fırsatlar, duygular, aşklar hayatında bir kez karşına çıkar. onları iyi değerlendir. oluruna bırakmayı da bil, bıraktığın yerden kaldırıp doğrultamayı da.

bu hayat 3 gün içinde hayatımıza giren insanların 30 yıl kalabilmesi kadar sürprizlerle dolu. 

hayallerinin peşinden git ve tutkularını paylaş.


8 Temmuz 2015

sanrılar ve saygılar



insan, kendisi gibi düşünmeyen, aynı ortak değerlere sahip olmayan kişilere saygı duymaya çalıştığında, pil bir yerde bitiyor..  asabileşiyor, insanî sınırlarını ve kırıcı olma raddesini fazlasıyla aşabiliyor.

aynı şeye inanmadan da, aynı takımı tutmadan da, aynı siyasi fikre sahip olmadan da bir arada yaşamayı öğrenmeyi, hızlıca benimsemesi gerekiyor..

ne dinin, ne fanatizmin, ne de partizanlığın bir çok değerin önüne geçmesini engelleyebilecek kadar olgun ve aklı fikri olan insanlarız. bir yandan bizden olmayanı dışlarken, bir yandan da "ben sana saygı duyuyorum" diyerek (aslında tam tersi), hâd aşıcı davranmak kimsenin öz alışkanlığı değildir eminim.. sonuçta ne görüyorsak, doğru olduğu sanrısıyla öyle davranıyoruz.

bunlar bizim büyük bencilliğimiz, kendimizi kontrol edemememiz ve sınırlarımızı bilemememiz..

insanları birbirinden 'hızlıca' uzaklaştıran, koparan her ne varsa, onları kontrol altına almakta fayda var ve "bana saygı duy" derken, empatiden yoksun bir halde, "ya bendensin ya da defol git" demesi ne büyük paradoks... Saygı, benimsemekten çok farklı bir şey zirâ.

Belki de saygı, empati denen olgudan bihaber, hayata yalnızca kendi penceresinden bakan, çeşitliliğe tahammülü olmayan, başkalarını hiçe sayan kişilerde öğrenilmesi zaman alacak, hatta belki de hiçbir zaman öğrenilemeyecek bir şey.

Yılmaz Güney der ki; "sevgide özgürüz, saygıda mecbur..."

Buna erişebileceğimiz günlere...

22 Mayıs 2015

koca bir karmaşa

   Büyük kapılarımız var. En uzun olanlarından ve en büyük. Bol işlemeli, gereksiz pahalı, neden orada olduğunu bilemediğimiz saçma dev yapılar. Biz o büyük kapının önündeki ne yapacağını bilemeyen korkak, çekingen, oldukça endişeli; bir dakika sonrasını tahmin edemeyen bir kadın ve bir adamız. Öylece duruyoruz. Kim kimi mıhlamış, hangimiz bir diğerini bu endişeye sürüklemiş belli değil bir hâlde sadece duruyoruz.

   Kapının açılmasını beklemeyi bile çoktan unutmuşuz. Birbirimizin neyi olarak girdik hayatına, şimdi ne olarak son kez oradayız hatırlayamıyoruz. Sonra onun da bir önemi kalmıyor.


Sonradan bir şerit geçiyor gözlerimin önünden ve tam tamına 256 gün boyunca, nelere çabalandığını hatırlamaya çalışıyorum. Düşündükçe başımı zonklatan günler geçiyor gözümün önünden.



Bize ayrılmış bir sancılı sürecin sonuna daha böyle boktan bir halde geliyoruz işte. Bilinmezden bir başka bilinmeze giderek üstelik.

14 Mayıs 2015

beyin bedava mı?


Dünyanın en doğru insanı olduğumuzu çok küçükten kendi kafamıza işlemişiz. Bizden daha doğrucu, daha sadakatli ve vefakârı mümkün değil bulunamazdı. Gel zaman git zaman, sınırlar aşıldı, yanlışlarımız ‘’şartlar gereği öyle oldu’’ya dönüştü.

Kendimizi ilk kandırdığımız günlerin ilk adımları böylece atılmış oldu.

İki birada sarhoş, bir şişe şarapta küfelik olmayı pek beklemezdik ama sırtımız o kadar dertle, tasayla doluydu ki, ‘’neden biz de sızanlardan olmayalım’’ deyiverdik. Rakıya da döndük, enfes keskinliğiyle jagermaisterle de kendimizi kaybettik. 

6 Mayıs 2015

çekip gitmenin faydasızlığı



Spotify’dan devamlı yeni müzikler keşfetmek, sürekli kitap okumak ve şekersiz hiç bir şeyin olamayacağını düşünürken en sert kahveleri bile şekersiz içmeye alışmak..

ve sabah yatış 5.30.. mütemadiyen her gün.

Bir uykusuzluk hali değil, derinden sıkılma. Buradan gitmenin buna bir çözüm olmayışından bunalma.

Her şeyden derler ya. Evet her şeyden.

13,5 milyar yıllık evrende, bu hükümete denk gelmek de cabası. durum çok vahim..

    Kendini bir hamağa atıp, kulağında kulaklığın, elinde yarısına geldiğin kitabın, sırtında o kare kare izlerin çıkmasını zevkle yaşamak gibi, şu en lüks gördüğümüz huzur arayışımız bizi bunalımlardan kurtaracak gibi mi? 

    Kimseye tahammül gösteremediğimiz, kavgaya, küsmeye, cinayete ya da olur olmadık yanlış şeyleri yapmaya teşne olduğumuz aşikârlığını da bir kenara atmayalım.


Gerçekten sevilmeye, mantıklı bireyler olduğumuzu (tüm çevremizin) hissetmeye, insanî değerleri en üst seviyede (onurlu bir japon gibi) gerçekten yaşamaya, bir hayvanı severken her şeyi unutmaya ihtiyacımızın da çıktısını alıp astık şimdi duvara.. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...