26 Eylül 2014

Kış Çayı ve Ballı Zencefil Üzerine


Her sonbaharda öksürükle başlayıp, sonsuz bir döngüde, nezle, grip, soğuk algınlığı ve halsizliğe dönüşen kış hastalığımız en nihayetinde yine bizi buldu.

Bu hallere bir önlem olması maksadıyla son 1-2 yıldır evde denediğim bir bağ bahçe çözümünü hemen sunayım.

Sıklıkla üst solunum yolları ile ilgili sıkıntı yaşamış, antibiyotikten de illallah etmiş ve (haliyle) zararını görmüş biri olarak pratik ve sağlıklı çözümü bu yöntem ile bulmuş durumdayım. Tabi yanlış anlaşılmasın google doktorculuğu yapıp, kendi derdimi evde çözüyor değilim. Çok da doktora gitmişliğim var.




   Bir 10 dakika kadar üşenmezseniz hepsini kolayca ve mis gibi hazırlarsınız. Kış çayını hazır alabileceğiniz gibi, ayrı ayrı içindekileri istediğiniz oranda alarak da daha güzel bir voltron oluşturabilirsiniz.

Ben öncelikle bu karışımı bir anlatayım.

Ihlamur 3-5 dal parçası 
Adaçayı (bir kaç dal), 
Tarçın (çubuk olanından yarısı mesela eğer uzunsa), 
Zencefil (taze olanından 2 dilim kesip koyabilirsiniz), 
Karanfil 5 tane kadar
Havlıcan (minik dal parçası gibi olan) 2 Parça, 
Kuşburnu, (bir tutam)
Hibisküs (bir tutam)
Okaliptüs 3-5 Yaprak, 
Papatya 8-10 tane kadar. 

   Bunları bir demliğe koyup kettle'da kaynattığınız suyu üzerine boşaltın ve kısık ateşin üzerinde biraz demleyin. Sonra tad versin diye arzuna göre biraz bal koyup afiyetle içebilirsiniz.

   Bazı bitki çayları direkt kaynatılmaz, zarar verir, o yüzden karışımı demlemeniz daha doğru olacaktır. Sıcak suyla (kettle'dan aldığınız) demlemeniz yeterli.
Ayrıca sabah evden çıkarken ve akşam eve geldiğinizde (tahta kaşıkla olması önemli) bir kaşık  Zencefilli Ballı Macun alabilirsiniz. (aktarlarda bulunuyor) 

11 Mayıs 2014

Mutluluk - Mutsuzluk Listem

      Kendimi hangisine alıştırmalıyım bilmiyorum ama böyle listeler bazen aynada kendimi görmemi sağlıyor. İkisinin de ucu bucağı yok elbet.. 

Aslında bunlar hep can sıkıntısı a dostlar..

Mutsuzluk Listem  

  1. Okumaya zorlanacak kadar uzağında durduğum yazılarla yaşamak. (gözler gitti gidiyor)
  2. Tek izin günümün pazar olması, örneğin cuma'dan atlayıp istanbul'a gidememek. Hele bir de öğlenin bir vakti uyanıyorsam günü yaşayamadan bitirmek.
  3. Yapmam gereken işlerin, yapılamamasını sağlayan yavaş internet ve verimi daha da düşüren windows'un herhangi bir sürümü. (çalışmanın en güzel yerinde mavi ekrana bağlayan photoshop'a sevgiler)
  4. Bir pazar kahvaltısını daha yalnız yapacağımı bilmek.
  5. Ayda en az 4 kitap diye yola çıkıp da, sayının git gide düşmesi ve okumak için yeterli zamanı bulamamak.
  6. Üzerinde çalıştığım projenin sahibinin (müzik ya da web-grafik ile ilgili) "bitti mi, bitiyor mu, nasıl oldu, çıktı mı bişeyler, var mı bir gelişme, olduğu kadarıyla bakalım" gibi sonsuz tacizleri.
  7. Annem ve babamla son 10 senedir yeterince zaman geçirememem, koca bir yılın 15 gününü yetirememek.
  8. Yeğenlerimin büyüyüşüne şahit olamamak. Bebek halleriyle oyun oynayamamak.
  9. Hep birilerinden mütemadiyen uzakta olmak. 
  10. Banyoda kayıp düştüğümde, ya bu kez toparlayamazsam diye düşünmek. (daha önceden toparlamışlığım var)
  11. Uyandığımda evde kalan misafirin, odasını darmadağın bıraktığını görmek. 
  12. Sigarayı bırakamayan sevdiklerim ve bırakanların da dayanamayıp yeniden başlaması.
  13. French press'le halen kahve yapmayı becerememek, üst baş batırmak.
  14. Yıl olmuş 2014 . Halen ayrılamayan "de"ler, "da"lar, bizi üzen "herkez"ler.. 
  15. Gönderdiğim mektubun 28 gündür ankara'dan istanbul'a varmadığını öğrenmek. (Postane görevlisinin "mektup bu , kağıt neticede kaybolur, uçar, kargoyla aps ile gönderseydiniz" diyerek olayı sıradanlaştırması. Dolayısıyle yazılan mektubun kim bilir nerelerde olması. )


Mutluluk Listem


31 Ağustos 2013

her yolculuk, bir bavul eşya, iki bavul hatıra

lynchburg lemonade
tüm yarım kalan heveslerimize rağmen, içimizde taşıdığımız ufak tefek umutlarla bir günü daha bitirmenin farklı duygusunu yaşıyoruz.

neydi bu umutlar, neredeydi, tam olarak en son hangi cümleyle son buldu.. biraz muamma..

aklımızın karmaşasını "tam nasıl ifade edebiliriz" derken, iyi ataklarla kendi söküğünü pek evvel dikmiş, yeni sıkıntılara derman olmaktan çekinmeyenlerin sığınağında "iyi hatırlanır" olmak çok daha önemliydi halbuki...

'bir yaz'ın getirdikleri'nde bu yıl, aile sevgisi, arkadaş özlemi, bol alkol, deniz havası, mümkün olabildiğince tüm boş zamanlarda okunan kitaplar ve akıl karmaşalarını iyice harmanlayıp evime döndüm...




Tesla: Man Out of Time: Margaret Cheney
bir haftasını okudukça ve bittikçe yenilerinin gelmesine bir hayli mutlu olduğum kitaplarla geçirdiğim Ege Günleri'nin (akçay, altınova ve dikili), diğer haftasını ziyadesiyle dinlenmiş, kafası karışmış ve şaşkın olarak geri döndüm... kafa bu karışır, zihin bu dalgınlaşır diyerek yeni yeni içkilerimizden yudumladık evimize döndük...

her tatil, gelecek plânlarını temiz olarak akla dökmek, yeni bir hedef belirlemek ve en hızlı getirisi sûkunetli olaylara vücûd vermek için pek şahane...

"balık tutmak insana tahmin edemeyeceği kadar sabır veriyor" diyen bir arkadaşımın tavsiyesine uyarak ve sevgili Orçun'un da yardım ve yataklığı ile ilk balık tutma deneyimimi de yaşamış oldum...


20 Temmuz 2013

bir gezi parkı vicdanı



en apolitik insanların bile sonunda, belki de kendilerini zorlaya zorlaya, olan bitene kayıtsız kalamadıklarından ortaya çıkan bir farkındalıkla susmamaya başlamaları gururla yaşadığımız bir şey...

çocuklarımıza, kardeşlerimize, yeni doğan yeğenlerimize gururla anlatabileceğimiz "evet bir sıkıntı vardı, biz de olabildiğince canımızı dişimize takıp direnmeyi öğrendik, kazanmaya çalıştık, öylece bakıp, durmadık" diyebileceğimiz, her ne kadar karartılmaya çalışılsa da, bembeyaz, gururlu günler yaşadık. 


bu çocuklar boş yere ölmediler, kimse boş yere direnmedi. göremediklerimiz, hissedemediklerimiz, anlamaya çalıştığımız ama yeterince idrak edemediklerimiz oldu. vicdan muhasebesinden bî haber olanlarımız da anlamsızca kötü sırıtışlarını gösterdiler bize.


29 Mayıs 2013

iki odalı teras katım


     boş bir ev eskiden sorun olmazdı. evim huzurumdu, dinginliğimdi... karmaşamı, içimdeki o büyük kargaşamı, kapısından girdiğimde bitirdiğim yer olurdu burası. hoşuma giderdi sakin, sessiz kalabildiğim zamanlarda bu iki odalı teras katım. canımı sıkan en küçük detay olduğu için, az rutubetine tebessüm bile ederdim...

     anlamını sonradan değil aslında, tam da o anda gayet net bilirdim... birden gelen o iç huzurumun anlamını...  evimi huzurlu yapanın, taze çekilmiş bir fincan filtre kahveyi, miyazaki'nin ponyo'sunu, yotsuba'nın danbo'sunu sevdirenden ötürü olduğunu bilirdim... (uzun bir listeyi özetlemek gayet zor)

     ama şimdi başa çıkmak gereken bir şeymiş gibi geliyor... boş bir ev eskiden sorun olmazdı evet... farkındayım...

sen bunu anlayamayabilirsin mesela.
ben de henüz anlayamadım zira...

"hayatta bazı şeylerin neden olduğunu asla anlayamayız" 

Get In Touch

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...