31 Ağustos 2013

her yolculuk, bir bavul eşya, iki bavul hatıra

lynchburg lemonade
tüm yarım kalan heveslerimize rağmen, içimizde taşıdığımız ufak tefek umutlarla bir günü daha bitirmenin farklı duygusunu yaşıyoruz.

neydi bu umutlar, neredeydi, tam olarak en son hangi cümleyle son buldu.. biraz muamma..

aklımızın karmaşasını "tam nasıl ifade edebiliriz" derken, iyi ataklarla kendi söküğünü pek evvel dikmiş, yeni sıkıntılara derman olmaktan çekinmeyenlerin sığınağında "iyi hatırlanır" olmak çok daha önemliydi halbuki...

'bir yaz'ın getirdikleri'nde bu yıl, aile sevgisi, arkadaş özlemi, bol alkol, deniz havası, mümkün olabildiğince tüm boş zamanlarda okunan kitaplar ve akıl karmaşalarını iyice harmanlayıp evime döndüm...




Tesla: Man Out of Time: Margaret Cheney
bir haftasını okudukça ve bittikçe yenilerinin gelmesine bir hayli mutlu olduğum kitaplarla geçirdiğim Ege Günleri'nin (akçay, altınova ve dikili), diğer haftasını ziyadesiyle dinlenmiş, kafası karışmış ve şaşkın olarak geri döndüm... kafa bu karışır, zihin bu dalgınlaşır diyerek yeni yeni içkilerimizden yudumladık evimize döndük...

her tatil, gelecek plânlarını temiz olarak akla dökmek, yeni bir hedef belirlemek ve en hızlı getirisi sûkunetli olaylara vücûd vermek için pek şahane...

"balık tutmak insana tahmin edemeyeceği kadar sabır veriyor" diyen bir arkadaşımın tavsiyesine uyarak ve sevgili Orçun'un da yardım ve yataklığı ile ilk balık tutma deneyimimi de yaşamış oldum...





sevgili dostum jack.. sen dünyanın en akıllı pitbull'usun...

çok güzel günler geçirdim, sohbeti tatlı güzel,  "dolu" insanlarla tanıştım.. "dürüst ve samimi" insanlar...

dürüst, samimi olan her şeyi ve herkesi ortadan kaldırmak lâzımmış.. onlar bu dünyaya ait değil. boşuna yıpranıyorlar, boşuna debeleniyorlar iyilikler içinde.. hepsinin yolu güzel olsun...



20 Temmuz 2013

bir gezi parkı vicdanı



en apolitik insanların bile sonunda, belki de kendilerini zorlaya zorlaya, olan bitene kayıtsız kalamadıklarından ortaya çıkan bir farkındalıkla susmamaya başlamaları gururla yaşadığımız bir şey...

çocuklarımıza, kardeşlerimize, yeni doğan yeğenlerimize gururla anlatabileceğimiz "evet bir sıkıntı vardı, biz de olabildiğince canımızı dişimize takıp direnmeyi öğrendik, kazanmaya çalıştık, öylece bakıp, durmadık" diyebileceğimiz, her ne kadar karartılmaya çalışılsa da, bembeyaz, gururlu günler yaşadık. 


bu çocuklar boş yere ölmediler, kimse boş yere direnmedi. göremediklerimiz, hissedemediklerimiz, anlamaya çalıştığımız ama yeterince idrak edemediklerimiz oldu. vicdan muhasebesinden bî haber olanlarımız da anlamsızca kötü sırıtışlarını gösterdiler bize.


gerçeği, acıyı, vefayı, hak aramanın ne demek olduğunu anlayabilecekleri bir zaman olacak mı? empatinin ucundan bir yerlerinden geçebilecek bir vicdanları, bir gün bu dünya ile tanışacak mı?

sorular, sorunlar, acılar, sıkıntılar.. bu veballer nerede nasıl ödenir? bu vicdansızlığın hesabı nerede nasıl sorulur?
her şeye rağmen böylesine rahat uyku uyuyabilmek nasıl başarılır?

keşke birileri, öfkeden kör hâle gelmeden, olan bitene göz ucuyla bakmayı başarabilseydi? 

biz buna çok çabaladık. 


#direngezi parkı, ruhumuz hep seninle...





29 Mayıs 2013

iki odalı teras katım


     boş bir ev eskiden sorun olmazdı. evim huzurumdu, dinginliğimdi... karmaşamı, içimdeki o büyük kargaşamı, kapısından girdiğimde bitirdiğim yer olurdu burası. hoşuma giderdi sakin, sessiz kalabildiğim zamanlarda bu iki odalı teras katım. canımı sıkan en küçük detay olduğu için, az rutubetine tebessüm bile ederdim...

     anlamını sonradan değil aslında, tam da o anda gayet net bilirdim... birden gelen o iç huzurumun anlamını...  evimi huzurlu yapanın, taze çekilmiş bir fincan filtre kahveyi, miyazaki'nin ponyo'sunu, yotsuba'nın danbo'sunu sevdirenden ötürü olduğunu bilirdim... (uzun bir listeyi özetlemek gayet zor)

     ama şimdi başa çıkmak gereken bir şeymiş gibi geliyor... boş bir ev eskiden sorun olmazdı evet... farkındayım...

sen bunu anlayamayabilirsin mesela.
ben de henüz anlayamadım zira...

"hayatta bazı şeylerin neden olduğunu asla anlayamayız" 

25 Mayıs 2013

olmaz mı? olabilir

   her çıkmaza girdiğimiz an, bir mantıklı son(!) bize uzaklardan göz kırpmıştır hep. ya o bizi ele geçirecek ya da biz onu iyice bir dizginleyeceğiz. bunun sonu henüz gençliğinin ortasında aklı başından uzak kalması insanın.

şimdi aradaki o muazzam boşluğu kapatma çabasındayız. epey uzun bir vakit ve tüm bu sürece yetecek kadar geniş bir sabır ve inanç beklentisindeyiz...

önce bir derin nefes, sonra dinginliğe güzel bir adım.
olmaz mı? olabilir...





22 Mayıs 2013

nerede, ne zaman, nasıl?

 nerede yaşadığımız, nasıl yaşlandığımız mühim değil galiba. kollarını iki yana açtığında sarılabileceğin ilk kişi, halen sesini duymaktan büyük keyif aldığın, habersiz kaldığında huzursuz olduğun, senin için o müthiş adam ya da kadınsa bekleme... harekete geç...

     düzeltmeye çalışma ama olması gerektiği gibi olmak için de çabala... ama bu "karşındakini değiştiremiyorsan sen değiş" demek değil.  karşındakine yüklenmeden, "kendinde olan aksaklıkları bir gözden geçir ve ne yapılabileceğini düşün" demek... söylemesi kolay.. yapması da kolay zaman zaman...

     karşındakini suçlamaktan vazgeç. mazeret sunmak ile bahane uydurmanın farkını çok iyi öğren ve anlayışla karşıla. insanlar bir yaştan sonra düzeltilmek için değil, kendisini öyle de sevebilmeniz için sizinle birlikteler... bunu düşün, içinde iyilik taşıdıkça düzelmeyecek çok az şey vardır... karşındakini anlamak için elinden ne geliyorsa (gerçekten tüm zihnini odaklayıp düşünerek) yap... sadece düşüncende kalmasın... zamana bıraktığın şeyi ne zaman geri alabildin? düşün ve uygula, zaman kaybetme... karşındakine sonsuz anlayış göster... kaybedeceğin bir şey olmadığını göreceksin..

     anlaşmazlığa düştüğünde öfkelenme, kinlenme... bazen anlamamak değil, anladıklarını o anda düşünmek istememek doğurabilir tüm anlaşmazlığı. anlayışla karşılamaktan yorulma o güne kadar.... bazı şeyleri zamanı geldiğinde eleğinden geçirmen, her ikiniz için de huzurlu bir seçenek olabilir.

     iyi bir insan olduğunu düşünüyorsan, ne dile getir, ne yüze vur, ne de yanlış anlaşılacak cümleler içinde  bahset. karşılık görmek için yapıyorsan, hemen orada dur. bunun için değilse tüm desteğin, desteklemeye devam et. farketsen de farketmesen de, elbet karşılığını alacağın, anlaşılacağın bir zaman olacaktır.

     şimdi inatçı olman için tam zamanı. inatçı ol ve karşındakini buna inandır. hayatın daha yaşanabilir olması için ne yapmak gerektiğini söyle.. söylediğin her şeye kendini de dahil etme ama. gerçekten onun iyiliğini iste ve zamanı geldiğinde kendinin de dahil ya da hariç olabileceğini hep düşün...

     içinde bunu hep taşı... devran, gün geldiğinde elbet döner...
     umudun kendisi, umuda dair her şeyden daha güzeldir...

     şimdi ben tam bu zaman dilimindeyim...
     karmaşık, sevgi dolu ve kendini baskılayan...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...