8 Ocak 2015

varsa yoksa kendimiz

kendi kendime zorunlu bir köşeye cekilmişlik peşindeyim daha çok. tam olarak bu.

kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan kendi rızamla üzülmeyi seçmiş de olabilirim.

kim bilir?

herkesin derdi kendine büyük diye, kimsenin derdini doğru düzgün anlatamadığı saçma sapan bir memlekette yaşıyoruz. birimiz diğerinin derdini, kendi konuşma sırasının gelmesini beklediği için dinliyor. önemsediğinden değil!

halbuki hepimizin esaslı cümleleri, etkisi bizi yatağa mıhlayacak sivri dilleri vardı.


korka korka ses, söz çıkaramaz da olduk zaten bir süre sonra.

utanmadan bir de ''onu bırak da, asıl benim başıma ne geldi biliyor musun?'' dedik az evvel dostumuzun hayatını değiştiren hikayesini zerre umursamadığımızı hissettire hissettire..

biz, dinlemeyi de beceremediğimiz gibi, birbirimizi anlamayı da pek bilemedik. bunu bir doğru paylaşım yolu olarak seçemedik işte.

şimdi şans eseri, yıkmamız gereken mühim pek cok şeyi alt edip, birbirimize sarılabilirsek şayet, alırız belki derdi kederi birbirimizin sırtından.

hayat bize, bizim birbirimize oldugumuz kadar dost değil işte.
ne yapalım?

3 Aralık 2014

yamuk prenses ve kedi cüceler


 

Aklı yerinde olanlar için yayın akışımızda bu akşam, tam da bir paranoya heyecanı sunuyoruz siz sevenlerimize. Karışmayan akıl kalmasın diye...

Saklambaç gibi tam da halimiz. Vâr olan biri daha sayamadan “yok” diyiveriyoruz.


Kim nerede belli değil. Sobelemek hiç bu kadar zor olmamıştı yamuk prenses ve kedi cüceleri..



Kaybolup gidenleri hep hatırlayacağız elbet
Mühim olan onları çekip alabileceğimiz, mucizevi şanslarımız olacak mı?


29 Kasım 2014

delilik




    Bu merdivenleri 3'er 5'er çıkmayı biz hiç düşünemedik. Herkes akıllı, biz deliyiz. Delilik kanımızda.

    İçimizden geçenleri söyleyemeyecek yaşı çoktan geçtik de, içimizde olup bitenleri dillendirecek cesaretten de mi yoksun kaldık?

    Hepimiz deliliğin bir adım yanında, mantıklı, mutlu, mesut bir hayatın onlarca yıl gerisindeyiz. Kendimize çekebilir miyiz sence, deha bir hayatı?


    bugün varız, yarın yokuz.
    kendi yokluğumuza başkalarını da çeke çeke, kalan son nefeslerimizi alıp veriyoruz.

25 Kasım 2014

körebe

hiç bir şey göründüğü kadar kötü değildir. daha kötüdür...

   biz, hayatımızı b*ktan olsun diye eksik malzemelerle inşaa etmek zorundaymışız gibi, türlü bahanelerle birbirimizden hızlıca uzaklaşmak için körebe oynuyor gibiyiz. gözlerimiz bağlı, kolumuzu, dizimizi yaralaya yaralaya kaçmaya çalışıyoruz. birimiz de akıl edip gözümüzdeki bağlardan kurtulmaya çalışmıyor nedense.
 
                                                                 ...

   canı sıkılan, sebepsiz(!) mutsuzluklar yaşayan insanları anlamak için mükemmel bir gece. empati adeta bizim elimiz ayağımız. sevdiklerimizin hatrına, kendimizi onların yerine koyduğumuz şu saatlerde siz siz olun, kimsenin köşede birikmişi olmayın...

  hiç kimse kendisine benzeyen başka bir insana maruz kalmaya tahammül edemiyor çünkü.



24 Kasım 2014

dün, dünde...

hayat bazen, “elinden geleni yaptığın halde, doğru düzgün bir adım atamadığın, sıkıcı bir pazar akşamı” gibi...

   dünün dünde kalmasına alıştığımı mı sandın?

   gecenin bir yarısı, yarı uykulu, aklımda kalan son iyi hallerimizi bir yerlere(!) kazırken, huzursuz uykuların mahmur sabahında,  kendi kendime seninle uyanamayışlarımı dert etmem mi sorun sence?

   bir adım daha atmaya çalışırken, atamadığımız diğer tüm büyük adımlara ayıp etmeden, şunun bir hal çaresini bulabilseydik keşke.

   bir sorunu çözebilmek için susmak ne kadar eski alışkanlığımızsa, konuşarak bir yere varamamak da bir o kadar kötü becerimiz galiba...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...