30 Ağustos 2015

anlatması uzun sürer, en iyisi dinlemek..

kayıplarımıza son kez ne zaman dokunduk, onları son kez sevebildiğimizi ne zaman söyleyebildik? ne zaman onlarsız gerçekten kıymetsiz olduğumuzu hissettik? bunu söyleyebilecek cesaretimiz, zamanımız veya şansımız var mıydı?

hayat bu zamanlar mı zor sadece? ne zaman tereyağından kıl çeker gibi bize kolay gelecek? kaldı ki, bunun da bir cevabı yok.

belki de insanın, büyük kayıplar yaşadıktan sonra, sımsıkı tutunduğunu sandığı şeyler, avucundan kayıp gidiyordur. kıymetini bildiği halde, önüne geçemiyordur pek çok şeyin..

hepsi kendi akıl sağlığımız için değil mi? kararlar vermek, gitmek, durmak, mücadele etmek ya da pes etmek. bizden bağımsız gelişen çok az şey var ama bu onlardan biri değil biliyoruz.



mutsuzluk bizim bir alışkanlığımız gibi, değil mi? olmazsa olmazımız, aksi olursa bizi büyük afallatacak yegâne şey... mutlu insan mutsuz etmez ama dursun kenarda, elimizin altında. lâzım olur elbet...

kendimiz için iyi olanı yapmaya çalışmadan, bunun başka yolu olmadığına karar verirsek, hayata ve ruhumuza yazık etmiş olmaz mıyız?

ve sonunda çoğumuz pişman öleceğiz... yaşanamayanların arkasından çabuk dönsünler diye su dökmemiz de yetmeyecek üstelik... ne istediğimiz nefesi beraber alabileceğiz, ne de adımlarımızı beraber sonsuz bir güzellikte atabileceğiz..

anlatması uzun sürer, en iyisi dinlemek... kendini dinlemek, iç sesinle adım atmak... sesizliğe ortak olmak...

... çok acı çekiyorum...

Bazen yok yere bir insanı hayatımıza alıyoruz, hayatımızın en büyük problemi haline getiriyoruz ve o problemi yine onunla çözmeye çalışıyoruz. Ne büyük paradoks, ne büyük ironi...




Kaybolup gidenleri hep hatırlayacağız elbet.
Mühim olan onları çekip alabileceğimiz, mucizevi şanslarımız olacak mı?

27 Ağustos 2015

döngü

geride bırakmak zorunda olduklarımız var. her ne kadar, vazgeçemeyiz desek de, dünyanın döngüsü böyle. sonu nereye varacak bilemediğimiz bu evren gibi,
hiç bir şey sonsuz değil. sonu var, bilinmezi de olduğu gibi her şeye hazırlıklı olmamız gerekliliği var.

içinden çıkmaya çalışmamız gereken hallerimiz de var ama, şapşikliğin alemi yok. şimdi nasılsan, sonra da öyle olursun sanrısıyla yaşanmayacağını bile bile kendine kıza kıza belki biraz, aklı selim düşünmeye ihtiyacımız var.

yokluğunda çok arayacağımıza şimdiden inandığımız insanları, bir daha göremeyecekmişiz gibi değil de, nasıl desem; varlığının size olan güzel etkisini hissetmeye ihtiyaçları var.




26 Ağustos 2015

kendimizi kandırabilirsek, yenilmez oluruz

aşık olmaya bile vaktimiz yoksa,
neden yaşıyoruz ki?
hepimiz, içinde hayat olmayan bir hayatı seçmeye zorlanan sözde bireyleriz. zamana, zamanın bu şartlarına ve getirdiklerine katlanıp katlanamayacağımızı bilemeden, hızlı bir sürece dahil olup yaşamak zorundayız. kâh aklımız başımıza gelip hemen sıyrılabilme gücündeyiz, kâh içine çekildiğimiz kaos ne varsa gittiği yere kadar, gözümüz kapalı gidebilme cesaretindeyiz.

insanız ve tüm hissedilebilir duyguları çok hızlı, gelip geçici, delip geçici yaşıyoruz ve kendimizi dışarıdan görebilmeyi, en bize gereken şeyken, unutuveriyoruz. ne kadar yaş aldık diye, ne kadar gerilerde kaldık diye aynamıza bakmayı es geçiyoruz. üzerimize çöken bir ağırlığı, üzerimize oturan koca bir fili ne kadar kaldırabileceğimizi hesaplamayı unuttuğumuz gibi. 




27 Temmuz 2015

bu hayat senin...

sevgili ruh eşim...

bu senin hayatın. benden bağımsız, aslında herkesten bağımsız sadece senin avucunda şekillenecek bir hayat. 

sevdiğin şeyleri yap, kesintisiz yap. ileride dönüp baktığında içinde ukde kalan tek bir şey olmasın. sırf kıralacak diye hayatından insanları çıkarmamayı seçme. herkes gidiyor ve yalnızlığımızla biz kalıyoruz.

bol bol kitap oku. hayatını bir güney amerika’da düşle, bir magmanın en sıcağında hayal et. aynı anda her yerde olabilecek kadar dolu ol, bir anda evine, yatağına dönebilecek kadar arınmayı da bil.


sevdiğin, istediğin, mutlu olduğun şeyleri yaptığında, yüzüne başka bir sen gelecek ve insanlar bu enerjini farkedecekler. kendini iyi hissettiren şeyler yaptıkça, iyi şeyleri de kendine çekeceksin. güzel ve mutlu şeyler sıraya girmiş seni bekliyor olacaklar.

ince detaylara takılmayı bırak. bunlar odaklanamamayı sağlar. bir çok güzelliği kaçırırsın ve geri dönmesi de kolay olmaz.

hayat çok basit...

yaşa… doyasıya, dolu dolu, güzel anılar biriktirerek, güzel aşklar yaşayarak geçir hayatını. sevdiklerine sıkıca sarıl, çok sevdiğini söyle onlara. yarın olmayı istemediğin bir yerde, onlar seni duymuyorken onları sevdiğini söylediğinde seni duymuyor olacaklar. sadece bu dünya var.. ötesi yok.

8 Temmuz 2015

sanrılar ve saygılar



insan, kendisi gibi düşünmeyen, aynı ortak değerlere sahip olmayan kişilere saygı duymaya çalıştığında, pil bir yerde bitiyor..  asabileşiyor, insanî sınırlarını ve kırıcı olma raddesini fazlasıyla aşabiliyor.

aynı şeye inanmadan da, aynı takımı tutmadan da, aynı siyasi fikre sahip olmadan da bir arada yaşamayı öğrenmeyi, hızlıca benimsemesi gerekiyor..

ne dinin, ne fanatizmin, ne de partizanlığın bir çok değerin önüne geçmesini engelleyebilecek kadar olgun ve aklı fikri olan insanlarız. bir yandan bizden olmayanı dışlarken, bir yandan da "ben sana saygı duyuyorum" diyerek (aslında tam tersi), hâd aşıcı davranmak kimsenin öz alışkanlığı değildir eminim.. sonuçta ne görüyorsak, doğru olduğu sanrısıyla öyle davranıyoruz.

Facebook

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...