mini info:
"atanamayan öğretmenler"den biri ya da yakını iseniz, bir web platformu için fikir üretmek üzere iletişelim"...
büyük info:
atanamayan öğretmenlerimizin daha hızlı bir araya gelip iletişime geçebileceği bir portal oluşturmanın yarısındayım... (teknik anlamda bitti sayılabilir)
internet üzerinde doğru bilgiye ulaşıp gelişmeleri kullanışlı bir arayüzde takip edebilmek adına bilgileri bir havuzda toplamak daha iyi ve hızlı bir bilgi akışı sağlayacaktır...
bunu için aklınızda her ne var ise hiç ayırt etmeksizin sercansolmaz@gmail.com adresine e-posta gönderebilirsiniz...
eğer ankara'da iseniz programlayıp, bir araya gelip, hızlı çözümler bulabilir, yok değilseniz, web kanalı üzerinden hızlı sonuçlara varabiliriz...
ufak fikirler birikip gitgide büyüyebilir... beraber güzel şeyler yapabiliriz...
"ölümsüzlüğe yapıtlarımla değil, gerçekten ölmeyerek ulaşmak istiyorum" diyen komik adam Woody Allen'ın olduğunu bilmeden izlediğim "Vicky Cristina Barcelona"güzel bir İspanyol mimarisinigözler önüne seren keyifli bir 1.5 saatlik Rebecca Hall, Scarlett Johansson and Javier Bardem filmi... Penelope Cruz da sonlara doğru işin tuzu biberi oluyor...
filmi izleyince; kadınların gerçekten de ne istediklerini bazen (hatta çoğu zaman) kendilerinin bile bilmekte zorlandıklarını tekrar tekrar düşünüyor insan...
aşk, sadakat, romantizm, cinsellik, ispanyol erkekleri ve evlilik üzerine kafa karıştırıcı virajlar ve sonuçlar paradoksunu izlerken keyifli anlar da yaşıyorsunuz(!)..
ya bu piyango bana da vurursa diye düşünmeden seyretmek lâzım :)
-12 sıcaklığında (!) bir gündüz ve öğlesi, akşamı, gecesi, henüz plânlanamadan sona ermiş verimsiz bir gün devamı..
bazen daraltılar geliyor...
sonra sabah oluyor...
geçiyor bir süre sonra...
müzik iyi geliyor...
...
birbirimize iyice zaman tanıdık değil mi?
yeterli diye bir şey yok ama...
kifayeti az idare ederler var ve bu, bana göre idare eder şimdilik...
şu, bu, o, geçsin de bakarız...
hallederiz, bir çok şeyde olduğu gibi... bakarızların içinde en akla yakın duranı, en olası plânlarımıza ekleriz daha sonra...
zaman geçiyor... sonra o heves de geçiyor bir süre sonra...
müzik iyi geliyor...
soğuktan acıtan, keskin ve karsız bir kış Ankara'sına rengini veren bir kaç güzellikten birini gördüm bugün karşımda... dün müydü yoksa? adını koyamadım... henüz bir ismi yok...
adı: "planlar ve benim onları gerçekleştirebilme ihtimalim" şimdilik...
yeni bir ev, yeni bir arabadan daha kolay, belki daha zor... her zaman kesitiremiyor insan... birinin olasılığı cebindeki para, diğerininki biraz şans biraz sabır büyük ihtimalle...
eksik parçaların yerini bulması, bir düğmeye basınca ertelediğimiz ve bu
ertelemelere mantıklı(!) onlarca bahaneler bulduğumuz zaman kaybından
elimizde kalanlar büyük olasılıkla...
nadas by Feridun Düzağaç on Grooveshark nadas'a yatırdığımız ayrı hisler, aynı hayaller vardır bazen...
"DON QUIJOTE"
yeni yıla bu güzel hediye ile başladım ki; bir kitap, bir defter ve bir
kalemin hayatımdaki yerini bilenler yüzümü nasıl güldüreceklerini de çok
iyi biliyorlar...
Teşekkürler Duysal
Miguel de Cervantes Saavedra
Yapı Kredi Yayınları
şubat 2010
dipnot: yeni yıla Cem'in pek şahane kokteyli ile tam olarak aşağıdaki tweetde bahsi geçtiği gibi girizgah yaptık ki vurmadan sarhoş eden kokteyl deneyimleri için lütfen Cem'e başvurunuz... :)
"Işıl'ın bloguna 2 gün önce yazığı "Dijital hayatlarımız da zamanın içinde küçük bir nokta" yazısı ile dile getirdiği, pek güzel yazısına istinaden benim de aklımda bir iki fikir parladı..."
-çok bazen de hiç mi?
günümüzü kendi içimize hapsedip, sosyal(!) olurken, -bu durum göreceli de olsa- asosyalleşme riskini de fazlasıyla yaşamıyor değiliz... "bir iPhone'un peşinde hayatını karartanlar dizisi" bile yazılabilir belki bu durum için...
İdefix
sitesi ve Sabitfikir Dergisi birlikte, 2011 yılının en iyi romanlarını
seçip, Türkiye’de basılmış romanlar arasından en iyilerini bulup
çıkarmak için sanat ve edebiyat insanlarıyla konuşup anket yaptılar
ve sonunda böyle bir sonuca ulaştılar…
Bir mail grubunda dolaşan bir mailin çok sevdiğim bir yakınım tarafından bana ulaştırılması ile haberdar olduğum bir mail paylaşımından bahsedeceğim... *
Cihan durumu güzel özetlemiş aslında, hepsi Tim Burton yüzünden... :)
Pembe mezarlık, şekerden tabut, çürük çilek kokusu... Hep Tim Burton yüzünden oldu bunlar. — (@AbSurDMaN_) December 24, 2011 Konu: Model Grubu'nun Gençlere Kötü Örnek Olması
gruba düşen maili ve buna cevaben bahsi geçen yakınımın verdiği cevabı yazıyorum...
Sizleri Rtük kurumunu aramanızı rica etmek icin bu maili
gonderiyorum. Grup "MODEL" isimli müzik grubunun "PEMBE MEZARLIK" isimli
şarkısının sözlerini şikayet etmemiz gerektigini dusunuyorum. Sarkının
sozlerinin degistirilmesi bence yeterli degil cunki melodi ile sozler
beyinlere birlikte işledigi icin melodiyi dinlemeleri de eski sozleri
hatırlatacaktır.
dün tesadüfen AltRadyo'da ne zaman playliste girmiş bilemediğim, rastgele modda çalarken keşfettiğim bir grup var şimdi. MİZAN...
geç kaldığım için üzgünüm, şimidiye kadar dinlememiş olmaktan...
"2008'de çıkan bir "Avrasya" albümünden bir düzenleme "Geçti Dost Kervanı".
hani nasıl oldu da haberimiz olmadı... geç oldu... daha da olmasın... " hem gruptan, hem şarkılarından..
bağlamalı introsu ile dikkatimi çeken bir waiting on a sign ile başladım dinlemeye ki diğerleri de peşi sıra geldi zaten... Mizan'ın kulaklarımıza yaptığı ziyafeti, Aladin Hasic de görüntü yönetmenliğiyle "bir dağ kulübesinden bavuluna poşusunu koyup kendini dağların dinginliğinde arayan palyaço" temasını pek de güzel içimize işliyor...
gerçi burada oturup, ahkâm kesmenin manâsı yok da, ancak yine de bir değinmek gerekebilir nelerin değiştiğine dair #newtwitter konusunda.
öncelikle belirteyim... "bu yeni twitter beni sarmadı"cılardanım ben de...
ancak yeninin de yenisi bir twitter bu. zaten daha henüz yenilemişti kendini... muhtelif zamanlarda "yenilendim ben "diye karşımıza çıkan, sonra tekar eskiye dönen, bir heyecanlı, bir şakacı platform:)
sevgilisinden ayrılıp da, psikolojik iyileştirme çalışmaları yapan genç kızlarımız gibi bir çehre değişimi, bir kendini ferahlatma çabalamaları... e olmuş az buçuk diyelim de yine de sıkıntılı zaman zaman...
inceleme:
öncelikle mobil [(ios) diğer sistemleri bilemiyorum] ve web twitter olarak ikiye ayırmak lazım olayı...
tasarımı ekşi sözlük kullanıcılarına yabancı gelmeyecek şekilde, sol frame mantığında işliyor biraz. ülkelere göre trend olan #hashtaglar solda, sağ tarafa da bununla ilgili tweetler geliyor...
geç bir yazı oldu... taslak halindeydi şimdi toparlayıp gönderebiliyorum...
-"herkes hak ettiğini yaşar"
-"hem polise askere taş atıyorsunuz, hem de sonra yarım istiyorsunuz"
-"allahın sopası yok"
-"ilahi adalet"
-"pkk lı olanlar geberdi"
-"allah diyarbakır a da nasip eder inşallah"
-"hakkari ve şırnak toprağın altına gömülmüştür umarım"
gibi birbirinden korkunç yorumları yaptığımız bir deprem felaketi ardından, yine de insan olduğumuzu hatırlayıp, iyi ki "şimdi kenetlenmeyeceksek, ne zaman yardım için el uzatacağız" sorusunu kendine soran büyük bir kesim var…
kızgın olduklarını, kırgın kaldıklarını rafa kaldıramıyor insan... o raf da, o tozlu aralık da hep orada öyle durdukça, bir şekilde gücünü kuvvetini toparlayıp, vazgeçebilmeyi beceremiyor...
aynı nefesi alıp, aynı kaptan yemek yemek zorunda kaldığında bunu daha da iyi anlıyor...
"ama gun gelecek ve ben o sesleri, o yüzleri asla yüzümde hissetmeyeceğim" dediğinde bile hep bir ihtimalin ufak bir parçasını kıyısında, köşesinde, bir yerlerde tutabiliyor...
“Kadına
Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü”nde biz erkekler
olarak:
Kadına yönelik her türlü şiddetin;
Acı ve ızdırap veren, yaşam hakkını tehdit eden,
temel bir insan hakkı ihlali
olduğuna,
Toplumu derinden yaralayıp zayıflattığına, aile birliğini zedeleyip, anne ve
çocuk sağlığını bozan son derece önemli bir halk sağlığı sorunu
olduğuna,
Kadına yönelik şiddetin katı töre, gelenek gibi hiçbir gerekçe ile asla
meşrulaştırılamayacağına inanıyoruz.
Hayat arkadaşlarımız, kardeşlerimiz, annemiz, geleceğimizi emanet ettiğimiz
evlatlarımız, kadınlar, bu toplumun yarısını
oluşturan erkeklerle aynı haklara sahip bireylerdir.
kaybettiklerimin değerini onlardan henüz yoksun değilken de gayet iyi (ve fazlasıyla) biliyordum...
en fazla "bir kez daha, bir kez daha" diye diye sarılıp sevdiğimi söyleyecek bolca vaktim olmadı belki kabul... zaten, bir kayıp ihtimali öncesi haricinde, ne zaman güzel sözlerle birini sarıp sarmaladığımı da hatırlayamıyorum...
bu, hep düşünüp de cevabını veremediğim yegane sorulardan... kimi babaların çocuklarını uyurken sevmesi gibi garip gelen bir duruma benzer bir şey sanırım... çekingenlik hep içimize işle(til)miş bir şey... şahane eğlencemizden, kaybettiklerimize üzülmeye bazen o kadar hızlı geçiş yapıyoruz ki, gülümsememiz de yarım kalıyor, hüznümüz de...
kimi şeyler için, elimizden daha da fazlası gelebilse keşke...
çok sayılmaz belki ama asgari ücret de kazanmadığımız durumlarda, özel sektördeki bir çok işyerinde uygulanan, maaşınız ne olursa olsun şirketinizin daha az prim ödeme yolunu seçmesiyle, patronlarınızın kıçlarını eğlendirip, belki de 1-2 gecede 5000-10000 lira harcarlarken, sizin 3-5 bin lira için binbir takla atmanıza yol açan, banka yetkilisinin "kusura bakmayın beyefendi/hanımefendi maaşınız asgari ücret görünüyor, boşuna uğraşmayın size kredi çıkmaz" demesiyle de hüsranla sonuçlanacak bir girişim asgari ücret bordrosu ile kredi çekmeye çalışmak.
o bordro ki her ay asgari üzerinden işlem görecek ve siz maalesef sizi kurtaracak olan o 3-5 bin lirayı göremeyeceksiniz.
tekrar okumaya başladığımı farkettim küçük notlarını… durdukları renkli düzenli klasörlerinden çıkarıp, yeniden ve yine sabahın erken saatlerine kurmaya başladım kendimi…
sabah erkenden yatarak da kendimi kandırdığımın farkındayım...
bir online radyo hazırlamaya koyulduk.. evden yayın yapabileceğimiz, istediğimiz gibi şarkılarımızı çalabileceğimiz, sohbetlerimizi yapabileceğimiz, konuk alabileceğimiz bir ev radyosu...
sevdik bu fikri... bir kaç gece uğraşıp da mini bir sayfa tasarımı ve çeşitli program ve donanımlarla da olacak gibi neredeyse... şimdilik 1 hafta kadar test edip, sitenin kaldıramayacağı bir yük var mı bunu göreceğiz...