Bakış Açısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bakış Açısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

sanrılar ve saygılar



insan, kendisi gibi düşünmeyen, aynı ortak değerlere sahip olmayan kişilere saygı duymaya çalıştığında, pil bir yerde bitiyor..  asabileşiyor, insanî sınırlarını ve kırıcı olma raddesini fazlasıyla aşabiliyor.

aynı şeye inanmadan da, aynı takımı tutmadan da, aynı siyasi fikre sahip olmadan da bir arada yaşamayı öğrenmeyi, hızlıca benimsemesi gerekiyor..

ne dinin, ne fanatizmin, ne de partizanlığın bir çok değerin önüne geçmesini engelleyebilecek kadar olgun ve aklı fikri olan insanlarız. bir yandan bizden olmayanı dışlarken, bir yandan da "ben sana saygı duyuyorum" diyerek (aslında tam tersi), hâd aşıcı davranmak kimsenin öz alışkanlığı değildir eminim.. sonuçta ne görüyorsak, doğru olduğu sanrısıyla öyle davranıyoruz.

şartlanmak şartlara bağlı

kendimi şartladığım, kimi şeyleri hep görmezden geldiğim ama şimdi o saflıklarıma gülerek baktığım günlerin acısını çıkarıyorum... 

sen de yap! 
nasıl mı?

kendini şartlayanların, olumsuzluktan ya da "ne yapalım yapacak başka bir şey yok" diyenlerin tam içinde bağdaş kurup oturarak...

inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar

Çok sevgili arkadaşım Zeynep Tarkan'ın annesi Lale Dilligil'in sesinden Murathan Mungan dizeleri:

hayatımızı savurganca harcadığımız hallerin üzerine gelen, güzel, hüzünlü, anlamlı sözler...


Biri beyaz biri kara iki kedi..
birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak,
birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar.
Gölgeler akşamüstünü söylüyor.
Yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi.
Yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu,
uzun yolları da göze alabilen bir dostluk

her kısa yazı bizi köşeye taşımaz...

zaman zaman bir köşelere şıkıştırılan buruşturulan yazıların, kâğıtların içinden yeni dışa vurumlarımızı gerçekleştirme  hissiyatıyla sarıldığımız blog dünyası, rahatlamamız için gayet de güzel bir yer olabiliyor...

kimi zaman fazla özele girip az çok tanıyanlara "çok mu fazla afişe haller yaratıyoruz " ya da hiç bilmeyenlere "şimdi şunu dedim, bunu dedim, acaba yanlış anlarlar mı" önyargıları, sevgili blogger(!) ları biraz frenlese de , yaldır yaldır yazmak için pek de elimiz kolumuz zihnimiz, kahvemiz, vodkamız, şarabımız eksik olmadan başında sabahlara dek konuşlanabileceğimiz bir ortam bu web günlüğü sayfaları...

elbet de evimizde "Yeni Metin Belgesi (3).txt" dosyamızın içerisine doldurup yazılarımızı kendimize mail atıp bir köşede tutabiliriz... insanın konuşmaya ihtiyacı var olduğu bir dünyada yazarak kendini aktarma ihtiyacı da pek tabi ki var olacaktır... olsun da zaten...

bununla ilgili, işportadan 2 liralık çorap alan ama moda blog'undan yazı eksik etmeyen güruhlardan, sağdan soldan kopi-peyst yaptığı haber, gündem, teknoloji vs. yazılarını "hajı bak bloğum -evet bloğum derler- doldu taştı haberle" diyerek 'araklarım pek fena' akımına kapılmış genç neferler çevresinde dönen yazılama dünyasında pek çok kimseyle ilgili yazı çıkar...

o isimleri buraya taşıyarak google rank'larıne katkıda bulunmaya nanik(!) yapıyorum tabi ki :-) ...

böylesi de var bir de... yazdıklarıyla yetinemeyen yazılınmasını isteyen(!) şöyleleri... yani bence öyle :-)
23 yaşındayım blog yazarıyım... mini cooper'ım, adı bugsy olan bir golden'ım, 37 numara çok güzel ayaklarım var...

özellikle son cümlede repertuar çeşnilemek için halka arz edilen bir durum görüyoruz... yerse...

blog yazarı olup google adsense'den paraları bir ay geçinecek kadar kazanmak., ya da onun hayaliyle yaşamak, sadece Hürriyet & PcNet haberlerini kopyalamakla olacak iş değil ama düşüncesi bile güzel, çok şirin şeyler bunlar cidden...

oturduğumuz yerden para kazanmaya çok hevesliyiz zaar...

3G (Tri Ci) yayına başlıyor


Cep telefonundan hızlı ve zengin içerikli veri akışına imkan sağlayacak Üçüncü Nesil Mobil İletişim Sistemleri (3G), Türkiye'de 30 Temmuz 2009'da hizmete geçecek.

"ya benimsin ya topragın" mottosuyla yaşamaya and içmiş genç zihinlerimizin,  3G (tri ci) aktifleştikten sonra kıskanclığına kıskançlık eklenmesi de herhangi bir özel ayar gerektirmeden, yine aynı tarihte olacak.

Tüm bunların ceremesini çekecek olan mağdur 3G lady'lerimizin ne gibi onlemler alması icab etmiş durumda? Bunu düşünenimiz var mıdır?

bir örnek:

30 temmuz'un akşamı elverişli telefonlardan görüşen iki sevgilimizin GSM'sel durumları :

"erkeğimiz günde 10 defa arar, 5 defa kamera açtırır, 20 defa mesajına cevap bekler bir yapıdadır.  Evveliyatında zati her gece msn, skype, facebook vb. bilimum platformlardan kontrollü bir ilişki yaşayıp yuvarlanıp gitmektedirler...

-  nerdesin!
- arzularlayım hayatım
- o sesler ne, kim var yanında??!?

- arkadaşlar hayatım işte, arzu, meral, deniz
- deniz kim?
- aşkım kız kız! meralın yurttan oda arkadaşı.

- aç trı ci'yi görücüem!!
- ama aşkım yaa off, bu kaçıncı ama ya!

- aç dedim görücem arkadaşlarını nerdesin!

-bla bla bla
-bla bla bla bla bla!!!!

-  %(&=%&?%)%&
-  !'^+%%/%&)?%&)%+=&(
-  %=(%=%?&Ğ+%%?

ve böyle gider...
ve bir başkası
ve bir başkası...

"Yabancı geldi mi?"

dip not: 3G ile şu anki internet bağlantı hızının 10 katı hızda erişim mümkün olacak. Bilgisayardan bir film EDGE hızında 7,5 saatte indirilebilirken, 3G'de bu işlem, 7.2 megabyte hızla 6,5 dakikada mümkün olabilecek.

monitöre konan sineği fare imleciyle kovalayan adam



üşengeçliğinden kıçını kaldıramayan
adamımızın, bilgisayar koltuğunun ucuna oturup, zaten birazdan geçerim içeri düşüncesiyle, kendini kandıra kandıra , "iki dakika", "on dakika", "yarım saat" , "bir saat" diye diye sabahın 5'ine kadar uyanık kalmasıyla birlikte, bol sırt ağrısı, kupkuru bir ağız ve hareketsizlikten tutulmuş eklemlerle, sabahın ilk ışıklarında sızılması şeklinde son bulan call of duty veya facebook (son zamanlarda özellikle) gecelerini kaçımız paylaşmıyoruz ki...

daha pantolunu gömleğini çıkarmadan direkt odasına gidip bilgisayarı açarken, "acaba modemi açmış mıydım, içeri kim gidecek şimdi" üşengeçliği hangimize yabancı duruyor ki?

"şimdi bitti", "hemen çıkıyorum" , "tamam geldim" le devam eden bitmek bilmez ertelemelerin, kapı önü sohbetleri, msnden çıkma çabaları gibi bir hal almasını, bu tiryakilikten nasıl kurtulunması gerektiğini, ilk zamanlar nasıl kullanıldığını öğrendiğimiz gibi bilmemiz gerekiyor... zira işimize yarayanı alıp, posasını atmamız gerekiyor bir yerden sonra... bu dengeyi hayatımıza hangi oranda soktuğumuzu ayarlayan yine biz zat-ı alilerimiz dengelemek zorunda.

demesi kolay, kurtulunması zor alışkanlıklardan oldu bu bela ve sonu nereye varacak kim bilir... herşeyi seri, kolay, çok amaçlı ve birbirine bağlı olarak elimizin altına süren bu sistemler oldukça bitirmesi o kadar da kolay olmayacak gibi.

"facebook'tan profil'imi sildim sonunda, yaşasın!" demek bile bir çoğunun aslında "bakalım ne kadar dayanabileceğim onu deniyorum" cümlesinin ilk girizgahı olarak, dile getirmek için yürek isteyecek hallerini anlatır durumda...

sabahın 7'sinde "facebook.com/kullanıcıadı " tadında bir isim almak için internet kafelerde sıra olan insanları sayarsak bir hayli fantazik şeyler düşünüyoruz sanırım.

Bir tek kız arkadaşım facebook'tan nefret ediyor. "Ne anlıyorsunuz hergun birilerine bakmaktan, onlarca video izlemekten, birbirinizi pokelemek'ten" vs. diyor... "otur müzik çalış, kitap oku, derslere bak" diyor... Biraz da mahcup ve hak verir olarak şaşkınlıklar içinde bakıyorum O'na...
Ve diyorum:
-Alkışlar Bubu'ya gelsin... :)

kim nerede ne yapıyor 140 kelimeyle anlık nasıl haber alabilirim?
log in twitter!

kim kimle sevgili ve ben o kişiyle tanıştığım zamandan kimlerle arkadaşım?
log in facebook!
sevdiğim sanatçının dinledikleri neler, belki aynı şeyleri seviyoruzdur?
log in last fm!
aradığım bir şeyin doğru bilgisini nerden bulurum?
log in wikipedia!
aynı şey ile ilgili dallanıp budaklanan yorumları nereden görürüm?

log in ekşi sözlük!
facebook bozuldu ner'de o eski güzel arkadaşlıklar, bol müzik sohbetleri?
log in myspace!
ama ben hepsinden de haberdar olsam olmaz mı?
log in friendfeed!



youtube' un da kapanmasıyla birlikte "facetube"a donen bu işkence sitesi kendine esir etmek için çok da bir şey yapmıyor... kim ne paylaşmış, kim ne yüklemiş, hangi gruba dahil olmuşuz da sonra o yuzbinler aslında reklam için adı başkalaşan bu gruba ne küfürler yollamış. bunları çok merak ediyoruz...


bunlar hep küçüklüğümüzde babamızın çantasında ne var merakına kadar geriye gidebilir aslında... ne kadar da meraklıymışız birilerinin birşeylerini kurcalamaya, öğrenmeye!

ağzına kadar dolu dolabımızdan
iki yumurta almak için bile kalkmaya üşenen bir hal aldı bu sapkın hallerimiz... açlıktan kırılsak da

bunu okuyan her kim varsa!

*artık bir silkinsin.. kendine çeki düzen versin..
*sanal dünyasının kapısını kitleyip, kafasına kuşun pislediği, aplikasyonsuz, yağmurla, soğukla ıslandığı gerçeğe dönsün.
*çağırsın arkadaşlarını, taksın walkmanlerini fotoğraf çekmeye gitsin bir yerlere.
*pokeleyeceği adamı gitsin omzundan el atıp "kardeşim nasılsın" desin.
*yolda görse selam vermeyeceği adamı gidip de sanal profilinden eklemesin.
*robbie williams arkadaşım diye böbürlenmesin, zira yolda görse sallamaz çünkü.
*gerçekte dayak yeme riski varsa klavye delikanlılığı yapmasın
*karşısındaki adamın yaşına göre yazsın, nickine göre değil.
*bilsin ki her klavye kendisinden pek daha zeki, çok daha olgun bilgin ve yaşlı olabilir
*kendi bildiğini dünyanın genel geçer doğrusu sanmasın!
*dunyadan haberdar olsun, gazete okusun...

uykunun ağzına sıçmak

dış kapının anahtarını evde unutan salağın, hele ki en alt zil sizinse kapınızı gecenin 4'ünde çalması olayı.
kapı çalar ve olaylar şöyle gelişir
-(gayet uykulu ve sinirli bir sesle)
-kim o!
(utangaç mizaca sahip mağdurumuz)
-ya şey ben edward 5 numaradan anahtarımı unutmuşum da!
-aa öyle mi ne demek, açayım kapıyı! buyrun bi de kahve yapayım size yorgunsunuzdur!
-yok şey otomata bassanız yeterli benim için, başka bi zaman inşallah

(zzzzzztttrrrr)
-sağolun
-homurrrr homurrr

videoların sonunun pat diye bitme sorunsalı


bok mu var şimdi her böyle mühim görüp hemen açıp heyecanla yuklemesini beklediğimiz videoların sonun pat diye bitmesinin... 30 saniyede 40 saniyede zaten olayı idrak ettim edice'm derken sonlanmasının?


"idare edemem anne diyen çocuk"
"mikrofon yutan adam"
"yol bariyerine seksek oynarken düşen adam"
"trt 1de sayısal gecede noter beyin masadan düşmesi"



gibi videolarda nedense tam bir açıklık kazanmadan filmlerimiz son buluyor... ya bunları yükleyen adamlar heyecanlanıp hemen kaydetmeyi durduruyorlar ya da başka bilemediğimiz bir şey var...
100 tane bu tarz video açın 80 tanesi daha olay gun ışığına kavuşmadan bitiyor...
hayır yani kotamız uygun yukleriz, izleriz, yorumumuzu esirgemeyiz hiç sorun değil...


aklıma geldi değinmek istedim :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...