mutlu yıllar!

bugün bir değişiklik yaptım ve düşünmemek için erken yattım...
düşünmek istemiyorum. aklıma takmak istemiyorum.
sadece biraz iyi olsun,
sadece biraz yüzü parlasın istiyorum, bizi karartan her ne varsa.

bugün istiyorum özellikle...

kendime moral veremiyorum bugün ama sana verebilirim...
hep öyle olmaz mı zaten...

insanın en çok doğum gününde keyfi kaçmaz mı?

İYİ Kİ DOĞDUN...

herkesin bilmesi sana yetmez

   bazen bir gece, birileri son lafını söyledikten sonra, o dumur sessizliğinden kaçmak için zorladığımızı farkedebiliriz kendimizi...
aklımızın her sıkıştığı, karıştığı zamanlarda da, şimdiye dek duymadığımız, -muhtemelen de kimseden duymayacağımız- sözcükleri bir bir akıl tahtamızda bir yerlere sığdırmaya çalışıyor da bulabiliriz... kendi iç hesaplaşmamız bizi bir döngüye alıp, vazgeçip de serbest bırakana kadar, bunu çözmeyi beceremeyebiliriz... 

   hayal kırıklıklarının bir çoğu, canımızı sıkan monoton planların hayatımıza müdahalesinden hep... tepkisizlikler de çaresizlikten değil, ruhsuzluktan çoğu zaman... kime, niye, nasıl tepkiler vereceğini, sevdiklerini nasıl kırıp dökebileceğini düşünemeden sessiz sedasız kalıyor olmalarımız, kendi iç hesaplaşmamızın sonu gelmezliğinden...

   zaman şimdi düşmeme zamanı. soğuk bir kışı, olabildiğince sıcak karşılayıp, sımsıkı kenetlenme zamanı...

imza: bir dost


seni gücümün yettiği yere kadar sırtımda taşıyabilirim dostum... sen benim tüm eski anılarımdaki o eksik yap-boz'un en önemli parçasısın...

hayatımın en iyi sohbetlerini yaptığım, en sıkıntılı anlarımı paylaştığım, en kederli şarkılarda beraber anlam arayıp, kahkahalarınla kaçan tüm keyifimi yeniden toparladığım seni deli bozuğum...

şimdi tadın yok biliyorum. hiç bir şey için... kendine güven... her şey çok güzel olacak ve yeniden, tüm içtenliğinle, en şen kahkahalarını masamda yuvarlayacaksın... buna hazır ol, emin ol...

olur da, görürsen bu satırları bir ara,
seni ne çok özlediğimi, ne çok sevdiğimi bilmeni isterim...


biraz dinlen

uğraştığımız, canımızı dişimize takıp, bıkmadan usanmadan üzerinde kafa yorduğumuz şeyler vardır. bir de bunlardan tümüyle vazgeçmemizi sağlayacak başka küçük resimler...

uğraşılarına değip değmeyeceğini, objektif bakmadıkça anlayamayacağın çabaların, seni yeterince üzdükten sonra anlamsızlaşmasını, üzülerek görebilirsin bir gün...




çeşitli kıyaslamalar ve saçma tutkular içinde bulduğunda da kendini, kontrolden çıkan bir sağlıksız akla mukayyet olamadığını da başkaları hatırlatabilir...

bu hep olmuştur, sonraları da olacaktır...
üzülme...

gün aşırı değişken



dün zordu mesela,
bugün daha kolay gibi...
yarını düşünmedim henüz...

"birisinin bir diğeri yerine geçemedikçe, anlayamayacağı bir dönemeç" bunun uzun adı...

"merhaba!!!" bu sert keskin virajlar,
"merhaba!!!" bu derin sessizlikler...






yeni bir yıl, yeni bir hayâl

Merhaba,
yarın muhtemelen bu uzun satırları yazamayacak kadar yorgun ve bitap düşeceğimden, şu anda nispeten(!) ayık bir kafayla yazıp, paylaşmak istediğim şeyler var...

yeni yıl beklentilerimiz, kendimizde gördüğümüz buna ayak uydurabilmelerimiz vs...

belkilerimiz, keşkelerimiz...
yeni bir başlangıç, eski defterlerin kapanması, bir yenilik, bir dirilik ve bambaşka güzel adımlarla başlanacağına dair derin duygular beslediğimiz bu yeni yıldan ne bekliyoruz?


  • para, aşk, sabır, kariyer?
    belki...
  • aklımız karışık, cebimiz sıkışık, ruhumuz daralmış ve üstümüzde yoğun baskılar hissediyoruz?
    belki...
  • aldatıldık, aldattık, hatalara düştük, neresinden döneceğimizi bilemedik, eski incitenler yüzünden, hak edilmez incitmeler yaşattık iyi kalplilere?
    belki...
  • biz hep haklıydık, kendimizi doğru ifade edemedik, yanlış anlaşıldık, haklıyken haksızı oynadık?
    belki?
  • suçsuz olduğumuzu bile bile, kaybetmemek, ânı yumuşatabilmek için özür dileyen taraf olduk?
    belki...
  • elimizden gelenin en iyisini yapıp, daha iyisi için uğraştık, elimizden gelen yetemedi henüz?
    belki...
  • eski defterleri kapatmanın en güzel yolu, onu bir kere ve sonuna kadar açıp iyice okumak. bunu yap(a)mayıp, küçük küçük ayraçlar koyduk satırbaşları arasına?
    belki...
  • hepimizin bir altın bileziği var.. yeteneklerimizi göz ardı edip, erteleme hastalığına düştük. erteledikçe üşendik, üşendikçe geçiştirdik, sonunu getiremedik üşendiğimiz güzelliklerin?
    belki...
  • her iyi niyetin arkasında bir çıkar aradık. her yaptığımız iyi niyet gösterisinde "yanlış anlama" demek zorunda kaldık ister istemez?
    belki...
  • bir yaş daha aldık... buna "lanet olsun" dedik... yapacaklarımız yapamayacaklarımız listesine bir adım daha yaklaştı...
    belki...

şimdi bu dakikalar, yeni bir başlangıçla;
/42 adımda Bi'şey Yapmalı Listesi/
  • yaptığın herşeyin en iyisini, en güzelini yapmaya çalışmakla ne kaybedeceğini düşün. ertelediğin her fikir, geliştireceğin ama bir yerlerde yarı taslak halinde bıraktığın projelerin daha ne kadar saklı kalacağını, bunun kimin, ne işine yarayacağını düşün... düşünmek güzel ama yapmadıklarına nasıl hayat veririm önce onu düşün...  AKLINI KULLAN!!!

bize göre, O'na göre

yere eğildim ve yarısından çoğu kül olmuş, küçük bir kağıt parçası aldım elime..

"bu bir son değil" diye başlıyordu... gerisi belli belirsiz bir iki cümleyle bitmiş, belli ki içi sıkıntılı birileri tarafından kibriti çakılmıştı. bir tek orası okunuyordu... "bu bir son değil, zaman, yaramızı kapatana kadar seninleyim".... sonrası okunmuyordu...

arkasını çevirdim, "keşke daha çok zamanımız olsaydı" diyordu kendini ifade etmeye çalışan zât...

sanki zamanları daha çok olsaydı, kendilerine daha güzel bakacaklarının sözünü veriyordu belki de kendine göre tek taraflı...

dünyanın en güzel sözlerini hissederek söyleyip, hissettiremediğini düşünüyordu belki kim bilir?

kendime not

unutuyorum...
aklımda kalamıyor...
B-12 belki başka bir şey...
bu dikkatler pek dağınık... çözemiyorum..
bahanem de hazırmış bak... ama olmadı yine işte...

vaad edebildiğim neler var baktığımda, ses etmek istemiyorum kendime...

kendimi sessizce bir kenara bırakıp, neyi unuttuğumu unutmadığım bir tazeliğe bürünmek istiyorum...


haklısın... bazen değil hep... sen hep benim iyiliğimi isterken haklısın ve bu haklılık sıkıyor seni...
bu haklılığı alışkanlık haline getirmen ne kötü...

şimdi bir güzel gecedeyiz,
tadı uçmuş, burukluğu kalmış bir şişenin dibindeyiz...
bir sahile vurur muyuz,
bir kaya bizi parçalar mı kağıdımız hamur olmadan?
Rewrite by Sia on Grooveshark

enteresan tesadüfler


hayatın hızı ne enteresan… "sesine alışabilir miyim acaba" diye düşündüğüm bir kadının yokluğuna alışamayışımla, bu şaşkınlığın arasında hızlıca geçen bir 20 gün… böyle zamanlarda hayat, ne kadar kısa olduğunu üzerine basa basa bilmemizi ister gibi, elimizi çabuk tutmamızı salık veriyor sanki…

iPhone 5 almak için boğazdan kısmak

avrupa apple store’lardan alınır alınmaz hemen türk alışveriş camiasına düşen çiçeği burnunda iPhone5 için az çok belli olan fiyat 2.300 TL …

tarih ise 5 ekim…

ilgili satış linki > http://goo.gl/9MUXR

sabah alınan, kapağındaki boyası ufaktan da döküldüğü için akşamına beyazıyla değiştirilmesi gibi bir durum ortaya çıkıyormuş…. Küçücük parmak izi olsa strese girenlere duyurulur...

anlamaya çalışmak


aklı, bir karış havada ve o an O'na söylenenleri dinleyemeyecek, anlayamayacak kadar karışıktı... yine de derdini anlatırsa, biraz olsun iyi hissedeceğini umarak;
-"neden böylesin" diye sordum...
-"birilerinin beni anlamış olmasını dilerdim" dedi...
-"bundan kurtulmak için ne yapmayı denedin" dediğimde,
-"hiç bir şey" dedi..
bu bana garip ve basit geldi...

ısıtınca iyileşmeyen tek şey kafa


bugün farklı..

bugün; "nasıl olsa herşey yolunda ve keyfim yerinde, "eminim ki (sanırım) senin de öyle keyfin, muhabbetin" dememem gerektiğini ilk farkına vardığım, seni anlayamadığımı, kendimi çoktan yanlış bulduğumu gördüğüm o an... şimdi...



(iç ses)
-şimdi bir düşün...
-otur düşün bir kafanı dök...
-kendini bir kâğıda çiz ve sesin sana yabancı gelene kadar konuş... sonra biraz dur ve dinle... ne demişsin... 
-Sonra biraz O'nu dinle... Duy... Anla... Geçiştireceğin cümlelere değil, sonuna kadar pür-dikkat dinleyeceğin konuşmalara ver kendini...
-sonra uyu.. uyan... ne olduğunu anlat yine kendine yabancılaşıncaya kadar...
-şimdi ikinici kez düşün...

hayat bu, yaşam böyle...


kırılmaz pencerelerimiz ardında, bize gülenleri incitmişizdir belki bir zamanlar farkına varamayarak...

beklediklerimiz bizden çok uzak, bekleyenlere de bir hayli mesafeli olduk belki bu yüzden...

hayat bu, yaşam böyle...
tarifi var... telafisi yok...

içimiz paramparça kaldığında, bunun sorumlusu bir başka yüzken, sanki bizmişiz gibi tek suçlusu, kendimizi ziyan ederiz hep... 

öyle olmasa, tüm hayal kırıklıkları bir gecelik uykuyla geçiverse keşke... o zaman daha bir insancıl, içimiz daha bir sıcak kalır mukakkak...

Giggem ile yeni bir Müzisyen Ağı'na Merhaba


Müzisyenler için yeni bir network. Çok profesyonel görünüyor. müzik icracılarının müziklerini paylaşacağı güzel bir platform.


ilk izlenimlerim:
  • youtube ve soundcloud üzerinden direkt şarkıyı upload edebildiğimiz için yeni bir yükleme ile uğraşmıyoruz...
  • -konser ve sahne benzeri etkinliklerimizi paylaşacağımız  bir bölümü de var. 
  • -biraz facebook, biraz twitter ve biraz myspace'in toplandığı bir yer gibi. 

herşeyin en iyisini biz biliyoruz #london2012


  Londra 2012 Olimpiyatları'na katılan neredeyse tüm sporcularımız, "çok stresliyiz, üzerimizde çok baskı var. olimpiyat tecrübemiz yok..burası gözüktüğü kadar kolay bir yer değil" dedikçe, başta baş dart tahtamız(!) Derya Büyükuncu olmak üzere ülkemiz adına yarışan hemen herkesi yerin dibine sokuyoruz... Sporcumuza güvenmeyi bırak, mahalle berberi, taksi şöförleri gibi en iyi branşları biz biliyoruz... Oraya gidenler o branşların en iyisi ve ellerinden gelenin de en iyisini yaptıklarını hemen unutuyoruz...

-yok efendim yüzücülerimiz iyi ki boğulmamışmış, vay efendim Nagihan erken çıkıp nasıl diskalifiye olunurmuş" dalgamızı geçip, komik(!) adam, kadınlar oluyoruz...

hatta şu sıralar artık kenan ışık'ın "kim 500 bin ister" yarışmasına bile,"ya dalga geçerlerse, cümle aleme rezil olursam" diye korkumuzdan katılacağımız varsa da istemiyoruz... twitter'da birilerinin diline düşmektense, evimizde sessiz linkler tıklarız daha iyi sanırım... 

Engelleri Kaldırmak Zor Tabi!


     Belediyelere, kenti engellilerin gereksinimlerine göre dizayn etmeleri için tanınan 7 yıllık süre, nihayet7 Temmuz 2012'de doluyor derken, TBMM  tatile çıkmadan hemen önce bir kanun çıkararak 3 yıllık bir erteleme ile bu süreyi gerekli tedbirlerin alınabilmesi amacıyla 7 Temmuz 2015'e erteledi.
     Üşengeç, işini savsaklayan, bakarız, ederizcilikte hiç bir beis görmeyenler, yumurta kapıya dayanınca da "aman yetiş doktor" demişler... Böylece AKP Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç ve Amasya Milletvekili Avni Erdemir’in verdiği kanun teklifi ile hemen önlem(!) alınmış, kafalar rahatlamış çok şükür!

Halbu ki; kısa bir süre önce 
AK Parti yönetimi, AK Partili belediyelere genelge göndererek 7 Temmuz uyarısı yapmıştı. Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi, AK Partili bin 628 belediyeye, ''eksikliklerinizi tamamlayın'' talimatı vermişti. Yalan oldu!

     7 yıl yatıp, 1 ay kala erteleme yapılarak vicdanlarının 3 yıl daha rahatlayacağı bu düzenlemede 7 Temmuz 2005 yılında Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5378 Sayılı Özürlüler Yasası’na rağmen kamu kurumları ve belediyelerin yapmayı beceremedikleri düzenlemeler şunlardı...
“Kamu kurum ve kuruluşlarına ait mevcut resmi yapılar, tüm yollar, kaldırımlar, yaya geçitleri, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel alt yapı alanları ile umuma açık her türlü özel yapılar özürlülerin erişebileceği uygun duruma getirilmesi. Büyükşehir belediyeleri ve belediyeler, şehir içi hizmetleri ile toplu taşım araçlarını özürlülerin erişebilirliğine hazır hale getirilmesi. 

beyinde hasara neden olan alışkanlıklar

medikal bilgiler veren, büyük bir tıp portalı olan medicalopedia.org da gördüğüm Biggest Brain Damaging Habits  başlığı altında, bir çoğumuzun bildiği ama belki de gözümüzün önünde durursa, ufaktan yapmaktan çekineceği zararlı alışkanlıklarımız geliyor şimdi...
bir an önce bu listeden kurtulmak ümidiyle...
1. Kahvaltı etmemek
Kahvaltı etmeyen kişiler, düşük bir kan şekeri seviyesine sahip olur. Bu durum beyin için yetersiz besin tedarik edilmesine ve sonunda beyin dejenerasyonuna yol açar.
                              
2 . Aşırı yemek
Beyin arterlerinin sertleşmesine neden olarak, zihin gücünün azalmasına yol açar.

3. Sigara içmek

Çoklu beyin büzülmesine neden olur ve Alzheimer hastalığına yol açabilir.

4. Yüksek şeker tüketimi
Çok fazla şeker proteinlerin ve besinlerin emilmesini durdurur ve dengesiz beslenmeye neden olur ve beynin gelişmesine engel olabilir.
5.Hava kirlenmesi

Beyin vücudumuzda en çok oksijen tüketen organdır. Kirli havanın teneffüs edilmesi, beyne giden oksijeni azaltır ve beynin veriminde düşüş yaratır.

komşuluk çelişkisi

alt komşumun oğlunun hayatta en çok sevdiği varlığın(!) gülben ergen olması dolayısıyla (ailesinin yanında "o annemden bile özel, o annelerin en iyisi" diyen bir çocuktan bahsediyoruz) yaşadığım şaşkınlığı bir kenara bırakırsak, aynı çocuğun (15), hayatındaki tek amacının başarılı bir tiyatrocu olmak olduğunu ve komşularına son derece saygılı ve kibarken, annesine karşı "sokak kavgasında ağıza alınmayacak sözler" söyleyen biri olmasına kulak verdiğimde, bu nasıl iş demekten alamıyorum kendimi...

banyodan istenilen havlunun hemen gelmemesinden tutun, salonun ışığının açık bırakılmasından kaynaklı kavgalara varan bit(e)meyen ve gerçek bir küfür hazinesi hissiyatı yaşatan alt komşumla yaşam mücadesi içindeyim... anne, baba ve ergen ruh ile...

bu maratonda zaman zaman anne ipi göğüslerken, baba da onlardan altta kalmıyor, oğlunu soluksuz bırakan sözleriyle tahta oturuyor. eminim ki 1 saat kadar küfürlerine maruz kalsanız cinnet geçireceğiniz bir evde çocuk ne yapsın...

evet benim de evim herkesinki gibi karbon kağıdından ve her türlü sesi(!) duymam çok olası.

bir ödün verdik, kolumuzu kaptırdık

bir kitap okuduk, hayatımız değişmedi belki ama bir ödün verdik çok şeyler gitti elimizden, içimizden... bir diyerek genelledim. gerisini siz düşünün... o kadar da bi' haber, bir o kadar da tam içinde olduğumuz halde bu denli bilgisiziz pek çok şey hakkında... düzeliriz belki zamanla...

büyük dertler, büyük sıkıntılar içindeyiz. son 10 yılı düşünüp "nereden nereye gidiyoruz"u sorguluyoruz gece gündüz... henüz yavaş yavaş dank ediyor kafamıza kimi şeyler.. muhtemelen de bir bu kadar yıl daha derdimize yanıp "ne yapacağız, ne olacağız?" diyeceğiz... ne olduğumuz, ne hale geldiğimiz belli de, beterin ne kadar daha beteri varmış bunu göreceğiz zamanla. görmek mi istiyoruz mazoşist miyiz neyiz?

bir gün gelecek; derdi, tasayı bile buralara yaz(a)mayıp, eski bilindik günlerdeki gibi, günlüklere içimizi dökmekle yetineceğiz... çocuğumuza eski güzel günlerdeki hikayelerimizi anlatacağız ağlaya ağlaya... sonra birileri o günlükleri de alıp yakacak... hatırlar bile suçlu hale getirecek bizi..

düzen değişir, düzülen değişmez. daha da geç olmadan bir şeyler yapılabilir...
henüz o kadar geç olmasa gerek...



Nikon D3200 le Güzel Çekimler


Fotografium Nikon D3200 Profesyonel Fotoğraf Makinesi Hediye Ediyor. Siz de katılın Nikon D3200, Lowepro Çanta (DSLR Video Fastpack 250 AW Sırt Çantası) ve Slik Tripod (Slik 500DX Tripod) kazanma şansı elde edin.
http://goo.gl/ciXjD?ref=149 adresini ziyaret ederek detaylı bilgi alabilirsiniz.


İpek Dünya'da Neleri Değiştirmek İsterdi?

 

“23 Nisan’da Bloglar Çocukların” projesi; UNICEF ve TOHUM OTİZM sponsorluğunda, bu yıl dördüncüsü düzenleniyor. Geçen yıl 4 Yaşındaki Batu'nun bir resmine keyifle bakmıştık.

Geçen Sene H&M ve TÜRK TELEKOM sponsorluğunda gerçekleşen 23 Nisan günü çocuklara devredilen her blog için, yardıma muhtaç çocuklara toplamda 1000 adet kıyafet bağışlanıyordu.. Durum bu sene de umarım yine aynıdır...

Bugün 1.sınıfa giden İpek'in dünyada neleri değiştirmek istediğine bir göz atalım...

değerini bilemediğimiz değerlerimiz

insan hayatının değerini bilemediğimiz, sorgularken içimizin acıdığı zamanlar var... dün, bugün ve yarın da olacak...

Çin'de şehrin ortasında, bir arabanın çarpmasından sonra, üzerinden defalarca geçen diğer araçlar ve onu görmezden gelenlerin ağzını yüzünü kırmamızın bile yetmeyeceği insanların olduğu gibi , kafamızda beliren büyük soru işaretlerimiz var... ucuz olan bir şeyler (ama pek çok şey) ve bizim bunları sırtlamaktan kaçmamız...

içimize merhamet nasıl oluyor da düşemiyor? gerçekten anlayamıyoruz... bunu anlayanlar mı bir avuç, hâla mı denk gelemedik bu tiplere, buna şaşırıyoruz...

aynıları hali hazırda pek çok varken, 2 gün evvel de Porsuk Çay'ında yaşanan bir saçmalık var... suyun belimize anca geldiği bir çayda (derin olsa ne yazar sanki), içi bokla bile dolu olsa atlayacağınız bir yerde,  boğulan 9 yaşındaki Süleyman'ı balık filesiyle tutmaya çalışıyoruz ahali.

dostluğun itiraf gecesi

bir cumartesi akşamı (14 nisan), kimi arkadaşlarla (julia, ted, coxxie diyelim) oturup, güzel bir sohbetin içindeyken, birdenbire konu 'birbirimizi neden sevdiğimize' geldi. lâf dönüp dolaştı ama nasıl geldi oralara tam kestiremedik de.

bu, pek rastlanılmayan, o anda masada olan herkes için unutulmaz bir anıydı. etekteki taşlar, birbirimizin en sevdiğimiz yanlarını ve neden insanın böyle şeylere ihtiyacı duyduğunu anlaması için döküldü, pek de güzel oldu.

bu gibi şeyleri konuşmaya başladığınızda, hayatınızda eksik olan şeylerden birinin, kesinlikle bu olduğunu ve neden bunu daha önceden yapmadığınızı sorgularken anlıyorsunuz... iş ve sosyal hayatımız boyunca o kadar stresli  koşuşturmaların içinde, çekişme ve çekiştirmelerle ömür törpülemişiz ki, bu iyi geldi gerçekten.. siz de yapın mümkün olan en kısa zamanda...

bir puzzle bin nasihatten iyidir

    
fiş almazsan daha ucuz (:
    yukarıdaki tweet'i, "belki de artık bir yapboz'un üstesinden gelebilirim ve makus puzzle talihimi altın harflerle(!) tarihe gömüp, 260 parça ile (biliyorum ayıp bana) taçlandırırım" girişimi sonrasında, yine yapamayıp,  "eeeeaaagghhh" diyerek kutusuna kaldırdığım "Mutluluğun Resmi" 'nin ardından yazdım... gerçekten olmayınca olmuyor... insanın içinde olacak bu beceri...

...

"bir nevi uyuşturucu bu, bir nevi antidepresan." dedikleri, 'zaman öldürme parçaları birliği', 'beyin deşarj icadı' puzzle'ı bir tek,  bitmiş halini şaşkınlık ve hayranlıkla seyrederken sevdiğimi farkettim...
    en yakınımda, puzzle tutkunu, sevdiceğim *3 insanın, git gide zorlu aşamalara geçişlerini imrenerek seyrederken, (250 parçadan, 3000 li 5000 li parçalara varan macera serüveni) beceriksizliğimi, "nereden başlayacağımı tam kestiremiyorum" bahanesi altından gerçekten sıyırıp, açık açık "bilmiyorum, bilemiyorum" diyerek de afişe etmekten çekinmiyorum artık...

yapamıyorum belli ki... aşağıdaki ilk ve -muhtemelen- son puzzle'ı da (üstelik sadece 260 parça) yapmayı beceremeden tekrar kutusuna kaldırmış olmam da beni benden, sizi sizden almış olabilir...

biz bize, kim buna gelsin...

neden orada olduğunu bilmediğim zamanlardan biri bu... tam anlayamadığım halinin, pişmanlık mı, pişkinlik mi olduğuna karar veremediğim o ince çizgisinde, kaçamak dövüşlerinin tam da en hararetli akşamüstüsü. sesin aslında o kadar da sıkkın değilken, nasıl oluyor da ben, bu denli hak vermeye çalışır buldum bir anda kendimi bilemedim...

......ve sen dedin oldu galiba...

sen, bu iki kişilik düşünceleri, hep bir cümlelik, hem de tek kişilik tedirginliklerin içinden çıkartmaya çabalarken, üşengeçliğine değinemediğimiz vakitsizlikler yaşadık... hak vermek adettense, adet yerini buldu şimdi...

balık burcunu 28 Şubat'a bağlayan gece

geçen seneden bir enstantane
bir 28 Şubat beybisi olarak, doğum günü hadisesinin 4 senede bir kutlanma şansızlığından bir kaç saatle kurtulduğum için kendimi şanslı hissediyorum öncelikle...

kutlama derken, öyle çılgın partiler yok zaten... iki yanaktan öpme, bir sarılıp tokalaşma, bi' kaç sırt sıvaz(!) için 4 yıl beklemek koyardı ne yalan diyeyim :)

ancak bir balık burcu olarak da "aaa balık burcu musunnn? yazııııııkkkk" diyenlerin verdiği hissiyattan, önümdeki uzun yıllar boyunca kurtulamayacağım için de,  bir garip hisler girdabındayım aynı zamanda... Rezzan Kiraz çıkıp, "hayır arkadaşlar yanlış biliyorsunuz o iş öyle değil." dese, yüreğimize sular serpilse, ne hoş olurdu...
...

SOPA (Çevrimiçi Korsanlığı Durdur Yasası)


Herkesin dilindeki bu SOPA ne menem bir şeyse, tüm Amerika ayaklandı da, ne olduğunu ve gerçekleşmesi muhtemel sonuçlarını tam anlayamamış olabiliriz ...

Gündem şampiyonu ve aynı hızla da ne var ne yoksa unutma şampiyonu olan Türkiye'de bu SOPA en fazla aba altında kalır belki de... her anlamda benzeşiyor zaten adı...  Amerika tüm dünyaya gözdağı veriyor bu yasayla... (şimdilik yasa tasarısı)



WikiPedi "Stop Online Piracy Act" başlığı için der ki:
Stop Online Piracy Act - Online Korsanlığı Durdur (SOPA), ABD Temsilciler Meclisi'nin 26 Ekim 2011'de açıkladığı yasa tasarısıdır. Yasa tasarısı, eğer kabul edilirse, Amerikan yasama kuruluşları ve telif hakkı sahiplerine internette telif hakkı ile korunan şeyleri yayınlatmama hakkı tanıyor.
Başlangıçta önerilen yasa tasarısı ABD Adalet Bakanlığı ve telif hakkı sahiplerine telif hakkı ihlali yapan siteler hakkında mahkeme kararı çıkartmak için sunulmuştu. İsteği kimin yaptığına bağlı olarak, mahkeme kararı ile sözde telif hakkını ihlal eden site ile çalışan online reklam ağları ve ödeme servislerinin arama motorlarınca listelenmesini ve ISS'lerin sitelere erişimi engellemesini isteyebilirdi. Yasa tasarısı telif hakkı bir başkasında olan içerik(ler)i 6 ay içinde 10 kere izinsiz yayınlayan yayıncıya azami 5 yıl hapis cezası öngörebilir.

tozlu heves rafları


hayatta bazen hiç bir amacının olmayışını, sadece heveslerinin içinde boğulduğunu düşünüyorum... tüm aklındakilere, tüm sevdiğin ya da sevdiğini sandığın her ne varsa herşeye, kucak dolusu bir sevgiyle yaklaştığını, sonra da kaldığı yerden, o kimi heveslerin çoktan tozlandığı rafına gittiğini düşünüyorum..

herşeyi aynı anda aynı tutku ve içtenlikle yapabilmek mümkün müdür gerçekten?! Bunun bir ara dinlenmesi, bir dur durak noktası, bir şeylerin (heves, tutku, istek vb) kırılma eşiği yok mudur acaba?

Can Bonomo -Love Me Back

2012 Eurovision şarkımız Love Me Back'i  bulamayanlar, hep dinlemek isteyenler, hiç duymayanlar için Mr. Can Bonomo'dan geliyor..

" Hey hey baby love me back today"

Can Bonomo  "Love Me  Back"

indir:
Love Me Back
Love Me Back (Karaoke Vers.)

bir yolun başlangıcı

hazır edilmeyi bekleyen 100+ şarkı
bir kenara yazıp bıraktığım sözleri, kaybetsem zerresini hatırlamayacağımdan emin olduğum notaları ve bu kenara atma alışkanlıklarını -kimi zaman muhakkak bir mazeretler zincirinin eseri olsa da- bu sefer bir kenara bırakma evresindeyim...

eğer bu, yıllar sonra gelen heves rüzgarı değil ise, belki bir kaç kişiden daha da fazlasına da evimde neler döndüğünü :) gösterebileceğim sanırım...

ner'den, nasıl, kimle, ne ile bulmacasının içinde, önce kendi üzerime düşenleri sıralayıp, ardından puzzle'ın elimizde olan ama bir türlü yerleştirmeyi beceremediğimiz parçalarını tamamlayabilme maratonuna girmeyi plânlıyorum... teşekkür ederim... sana, bana, bize...
 

Tililili Projesi - Seslendirilmiş 19 Hrant Dink Yazısı


"Biz iki nedenle çekeriz 'tililili'yi der Rakel. Biri sevincimizde, diğeri ağıtımızda." Adını Hrant Dink'in bir yazısındaki bu sözlerden alan "Tililili" projesi, 19 Dink yazısının seslendirilmesinden oluşan bir ses enstalasyonu çalışması. Aynı zamanda Hrant Dink'i daha yakından tanımak isteyenler için bir fırsat.

Dink'in öldürülmesinin ardından yayın yönetmeni olduğu Agos çevresinde bir araya gelerek üretime yönelik çalışmalarda bulunmayı amaçlayan Türkiyeli gençlerin oluşturduğu "Hadig"in ürettiği bu projede sunulan "sesli Dink yazıları" bianet'te.

Ayrıca, Hrant Dink'in "Osmanlı Ermenileri Konferansı"nda bir soruyu yanıtlarken anlattığı, sonradan "Su Çatlağını Buldu" başlığını alan "öykü"yü de kendi sesinden dinleyebilirsiniz.



dilerseniz tüm kayıtları buradan indirebilirsiniz:
ya da aşağıdaki playerdan tek tek de dinleyebilirsiniz...

atanamayan öğretmenler web platformu


 mini info:
"atanamayan öğretmenler"den biri ya da yakını iseniz, bir web platformu için fikir üretmek üzere iletişelim"...

büyük info:
atanamayan öğretmenlerimizin daha hızlı bir araya gelip iletişime geçebileceği bir portal oluşturmanın yarısındayım... (teknik anlamda bitti sayılabilir)

internet üzerinde doğru bilgiye ulaşıp gelişmeleri kullanışlı bir arayüzde takip edebilmek adına bilgileri bir havuzda toplamak daha iyi ve hızlı bir bilgi akışı sağlayacaktır...

bunu için aklınızda her ne var ise hiç ayırt etmeksizin
sercansolmaz@gmail.com  adresine e-posta gönderebilirsiniz...

eğer ankara'da iseniz programlayıp, bir araya gelip, hızlı çözümler bulabilir, yok değilseniz, web kanalı üzerinden hızlı sonuçlara varabiliriz...

ufak fikirler birikip gitgide büyüyebilir... beraber güzel şeyler yapabiliriz...

Vicky Cristina Barcelona

"ölümsüzlüğe yapıtlarımla değil, gerçekten ölmeyerek ulaşmak istiyorum" diyen komik adam Woody Allen'ın olduğunu bilmeden izlediğim "Vicky Cristina Barcelona" güzel bir İspanyol mimarisini gözler önüne seren keyifli bir 1.5 saatlik Rebecca Hall, Scarlett Johansson and Javier Bardem  filmi... Penelope Cruz da sonlara doğru işin güzel çeşnisi oluyor...

filmi izleyince; kadınların gerçekten de ne istediklerini bazen (hatta çoğu zaman) kendilerinin bile bilmekte zorlandıklarını tekrar tekrar düşünüyor insan...

aşk, sadakat, romantizm, cinsellik, ispanyol erkekleri ve evlilik üzerine kafa karıştırıcı virajlar ve sonuçlar paradoksunu izlerken keyifli anlar da yaşıyorsunuz(!)..

ya bu piyango bana da vurursa diye düşünmeden seyretmek lâzım :)

müzik iyi geliyor

-12 sıcaklığında (!) bir gündüz ve öğlesi, akşamı, gecesi, henüz plânlanamadan sona ermiş verimsiz bir gün devamı..

bazen daraltılar geliyor...
sonra sabah oluyor...
geçiyor bir süre sonra...
müzik iyi geliyor...
...
birbirimize iyice zaman tanıdık değil mi?
yeterli diye bir şey yok ama...
kifayeti az idare ederler var ve bu, bana göre idare eder şimdilik...

şu, bu, o, geçsin de bakarız...

hallederiz, bir çok şeyde olduğu gibi... bakarızların içinde en akla yakın duranı, en olası plânlarımıza ekleriz daha sonra...

zaman geçiyor... sonra o heves de geçiyor bir süre sonra...
müzik iyi geliyor...
Amber by 311 on Grooveshark

geri say ve düğmeye bas


soğuktan acıtan, keskin ve karsız bir kış Ankara'sına rengini veren bir kaç güzellikten birini gördüm bugün karşımda...  dün müydü yoksa? adını koyamadım... henüz bir ismi yok...

adı: "planlar ve benim onları gerçekleştirebilme ihtimalim" şimdilik...

yeni bir ev, yeni bir arabadan daha kolay, belki daha zor... her zaman kesitiremiyor insan...  birinin olasılığı cebindeki para, diğerininki biraz şans biraz sabır büyük ihtimalle...
 
eksik parçaların yerini bulması, bir düğmeye basınca ertelediğimiz ve bu ertelemelere mantıklı(!) onlarca bahaneler bulduğumuz zaman kaybından elimizde kalanlar büyük olasılıkla...

nadas by Feridun Düzağaç on Grooveshark
nadas'a yatırdığımız ayrı hisler, aynı hayaller vardır bazen...

en güzel hediye


 

 "DON QUIJOTE"
yeni yıla bu güzel hediye ile başladım ki; bir kitap, bir defter ve bir kalemin hayatımdaki yerini bilenler yüzümü nasıl güldüreceklerini de çok iyi biliyorlar...
Teşekkürler Duysal
 

Miguel de Cervantes Saavedra
Yapı Kredi Yayınları
şubat 2010




dipnot: yeni yıla Cem'in pek şahane kokteyli ile tam olarak aşağıdaki tweetde bahsi geçtiği gibi girizgah yaptık ki vurmadan sarhoş eden kokteyl deneyimleri için lütfen Cem'e başvurunuz... :)


bilgi girdabında boğulmadan yüzmek


"Işıl'ın bloguna 2 gün önce yazığı "Dijital hayatlarımız da zamanın içinde küçük bir nokta" yazısı ile dile getirdiği, pek güzel yazısına istinaden benim de aklımda bir iki fikir parladı..."

-çok bazen de hiç mi?

günümüzü kendi içimize hapsedip, sosyal(!) olurken, -bu durum göreceli de olsa- asosyalleşme riskini de fazlasıyla yaşamıyor değiliz... "bir iPhone'un peşinde hayatını karartanlar dizisi" bile yazılabilir belki bu durum için...

2011'in En İyi 100 Romanı

2011'in En İyi 100 Romanı


İdefix sitesi ve Sabitfikir Dergisi birlikte, 2011 yılının en iyi romanlarını seçip, Türkiye’de basılmış romanlar arasından en iyilerini bulup çıkarmak için sanat ve edebiyat insanlarıyla konuşup anket yaptılar ve sonunda böyle bir sonuca ulaştılar…


1 Az - Hakan Günday - Doğan Kitap

2 Şairin Romanı- Murathan Mungan- Metis Yayınları

3 Prag Mezarlığı- Umberto Eco- Doğan Kitap

Model'in Gençlere Kötü Örnek Olması

 Bir mail grubunda dolaşan bir mailin çok sevdiğim bir yakınım tarafından bana ulaştırılması ile haberdar olduğum bir mail paylaşımından bahsedeceğim...  *


Cihan durumu güzel özetlemiş aslında, hepsi Tim Burton yüzünden... :)

gruba düşen maili ve buna cevaben bahsi geçen yakınımın verdiği cevabı yazıyorum...

 ------------------------------------------------------------------------------------------------------
Saygıdeger kurum yetkilileri,

Sevgili arkadaslarım,
 
    Sizleri Rtük kurumunu aramanızı rica etmek icin bu maili gonderiyorum. Grup "MODEL" isimli müzik grubunun "PEMBE MEZARLIK" isimli şarkısının sözlerini şikayet etmemiz gerektigini dusunuyorum. Sarkının sozlerinin degistirilmesi bence yeterli degil cunki melodi ile sozler beyinlere birlikte işledigi icin melodiyi dinlemeleri de eski sozleri hatırlatacaktır.
 

Cici Bebe- iyi ki doğdun

2009 yılında bir hayli sansasyonel bir albümle müzik piyasasına merhaba diyen bir "Cici Bebe" var...

Tabuttaki Son Çivi müzik piyasasındaki korsanlığa bir tepki olarak boş Cd ve bandrollü olarak basılıp, müzik marketlere satış için yollandı.

1.TL ücretinde ve kendi sitelerindeki download ile indirdiğimiz parçaları cd'ye yazabiliyoruz..gayet ses getiren ve anlamlı bir tepki...

Bu albümün henüz taze bir klibi, "İyi Ki Doğdun" şarkısı da şimdi playerımda...

siz de bu grubu henüz duymadıysanız, güzel, anlamlı ve duygulu bir doğum günü  hediyesi olarak O'na bu şarkıyı armağan edebilirsiniz...

yeni twitter kullanım rehberi


 gerçi burada oturup, ahkâm kesmenin manâsı yok da, ancak yine de bir değinmek gerekebilir nelerin değiştiğine dair #newtwitter konusunda.

öncelikle belirteyim... "bu yeni twitter beni sarmadı"cılardanım ben de...


ancak yeninin de yenisi bir twitter bu. zaten daha henüz yenilemişti kendini... muhtelif zamanlarda "yenilendim ben "diye karşımıza çıkan, sonra tekar eskiye dönen, bir heyecanlı, bir şakacı platform:)
sevgilisinden ayrılıp da, psikolojik iyileştirme çalışmaları yapan genç kızlarımız gibi bir çehre değişimi, bir kendini ferahlatma çabalamaları... e olmuş az buçuk diyelim de yine de sıkıntılı zaman zaman...
inceleme:

öncelikle mobil [(ios) diğer sistemleri bilemiyorum] ve web twitter olarak ikiye ayırmak lazım olayı... 

tasarımı ekşi sözlük kullanıcılarına yabancı gelmeyecek şekilde, sol frame mantığında işliyor biraz. ülkelere göre trend olan #hashtaglar solda, sağ tarafa da bununla ilgili  tweetler geliyor...

yorumsuz

ilki google plus 'da van için rock biletinin yeraldığı bir paylaşımımdan...

isim gizlemedim... kendisi plus çevrelerimde halen duruyor. zaten... yazdıkları da tüm çevrelere açık...

ikincisi Trillian üzerinden Gtalk konuşmamızdan...

asıl enkaz içimizde

geç bir yazı oldu... taslak halindeydi şimdi toparlayıp gönderebiliyorum...


-"herkes hak ettiğini yaşar"
-"hem polise askere taş atıyorsunuz, hem de sonra yarım istiyorsunuz"
-"allahın sopası yok"
-"ilahi adalet"
 -"pkk lı olanlar geberdi"
-"allah diyarbakır a da nasip eder inşallah"
-"hakkari ve şırnak toprağın altına gömülmüştür umarım"

gibi birbirinden korkunç yorumları yaptığımız bir deprem felaketi ardından, yine de insan olduğumuzu hatırlayıp, iyi ki "şimdi kenetlenmeyeceksek, ne zaman yardım için el uzatacağız" sorusunu kendine soran büyük bir kesim var…

bırak bu işleri

kızgın olduklarını, kırgın kaldıklarını rafa kaldıramıyor insan... o raf da, o tozlu aralık da hep orada öyle durdukça, bir şekilde gücünü kuvvetini toparlayıp, vazgeçebilmeyi beceremiyor...
aynı nefesi alıp, aynı kaptan yemek yemek zorunda kaldığında bunu daha da iyi anlıyor... 

"ama gun gelecek ve ben o sesleri, o yüzleri asla yüzümde hissetmeyeceğim" dediğinde bile hep bir ihtimalin ufak bir parçasını kıyısında, köşesinde, bir yerlerde tutabiliyor... 

biz de varız

BİZ DE VARIZ…  

“Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü”nde biz erkekler olarak: 

        Kadına yönelik her türlü şiddetin;
   Acı ve ızdırap veren, yaşam hakkını tehdit eden,  temel bir insan     hakkı ihlali olduğuna,               
Toplumu derinden yaralayıp zayıflattığına, aile birliğini zedeleyip, anne ve çocuk sağlığını bozan son derece önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna,

Kadına yönelik şiddetin katı töre, gelenek gibi hiçbir gerekçe ile asla meşrulaştırılamayacağına inanıyoruz.

Hayat arkadaşlarımız, kardeşlerimiz, annemiz, geleceğimizi emanet ettiğimiz evlatlarımız, kadınlar, bu toplumun yarısını oluşturan erkeklerle aynı haklara sahip bireylerdir.

hızlandırılmış sevgi sunağı


kaybettiklerimin değerini onlardan henüz yoksun değilken de gayet iyi (ve fazlasıyla) biliyordum... 

en fazla "bir kez daha, bir kez daha" diye diye sarılıp sevdiğimi söyleyecek bolca vaktim olmadı belki kabul... zaten, bir kayıp ihtimali öncesi haricinde, ne zaman güzel sözlerle birini sarıp sarmaladığımı da hatırlayamıyorum...

bu, hep düşünüp de cevabını veremediğim yegane sorulardan... kimi babaların çocuklarını uyurken sevmesi gibi garip gelen bir duruma benzer bir şey sanırım... çekingenlik hep içimize işle(til)miş bir şey...

şahane eğlencemizden, kaybettiklerimize üzülmeye bazen o kadar hızlı geçiş yapıyoruz ki, gülümsememiz de yarım kalıyor, hüznümüz de... 


 kimi şeyler için, elimizden daha da fazlası gelebilse keşke...


Breathe Me by Sia on Grooveshark  

foto/elif sanem karakoç

asgari ücret bordrosuyla krediye başvurmak


çok sayılmaz belki ama asgari ücret de kazanmadığımız durumlarda, özel sektördeki bir çok işyerinde uygulanan, maaşınız ne olursa olsun şirketinizin daha az prim ödeme yolunu seçmesiyle, patronlarınızın kıçlarını eğlendirip, belki de 1-2 gecede 5000-10000 lira harcarlarken, sizin 3-5 bin lira için binbir takla atmanıza yol açan, banka yetkilisinin "kusura bakmayın beyefendi/hanımefendi maaşınız asgari ücret görünüyor, boşuna uğraşmayın size kredi çıkmaz" demesiyle de hüsranla sonuçlanacak bir girişim asgari ücret bordrosu ile kredi çekmeye çalışmak

o bordro ki her ay asgari üzerinden işlem görecek ve siz maalesef sizi kurtaracak olan o 3-5 bin lirayı göremeyeceksiniz.

Ankara'da Olup Van'a Yardım Göndermek İsteyenler



Van'ı vuran depremin ardından elimizden gelebildiğince bir şeyler yapabiliriz…

Ankara'da iseniz Van’a gönderilmek üzere, içme suyu, battaniye, kışlık giyecek ihtiyacını sağlayabilecek bir yol var...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...